Genel Blog

Belâlar Niçin Gelir?

139

Belâlar Niçin Gelir?

Engebe ne üzere gelir? Ayet, hadis ve sahabenin yaşadıklarından mevrut musibetlerin mesajı, amacı ve musibete muhattap olanın çıkarması müstelzim dersler nelerdir? Dr. Garaz Kaya anlatıyor…

“Eğer siz (Uhud’da) benzeri elem aldıysanız bilin ki o ansambl de bir tıpkı keder almıştı. Tanrı’ın hamur müminleri ortaya çıkarsın ve uğrunda şehitleri olsun diye niteleyerek o günleri tığ insanlar beyninde döndürüp duruyoruz. Allah, zalimleri sevmez.”  (Âl-i İmrân; 140)

…Sonradan Sıddîk (r.a), dinç kumandanı Üsâme’den Hz. Ömer’e izin ederek Medine’de namına koruyucu bırakmasını murat etti. Üsâme dahi ona müsaade verdi. Hz. Ebû Bekir orduya seslenerek:

“Ulan insanlar! Durun, size on şey başvuru edeyim birlikte onları benden ezberleyin!” dedi ve onlara Allah uğrunda kâfirlerle savaşmayı, çıyanlık etmemeyi, ganimet malına zarar vermemeyi, hakikatsizlik etmeyip neymiş durmayı, müsle yapmamayı (kulak, koku alma organı üzere uzuvları keserek ezinç etmemeyi), korkup çekinmemeyi, fesad çıkarmamayı, emirlere cebin gelmemeyi, çocukları, kadınları ve buğulu insanları öldürmemeyi, meyve veren ağaçları kesmemeyi, yemek ihtiyaçları dışında koyun, sığır ve develeri boğazlamamayı, manastırlara çekilmiş kimselere dokunmamayı, kendilerine ağırlama edilen yemekleri Tanrı’ın ismini anarak yemeyi referans etti. Bilahare de; “Haydi, Cenabıhak’ın ismiyle yürüyün! Cenabıhak, ölümünüzün cebe darbesi ve tâun hastalığı ile olmasını nasip eylesin!” diyerek yakarış etti.[1]

Hz. Ebû Bekir’mağara bu sözü, Cenabıhak Rasûlü’nün ümmetine şehitlik talebiyle yaptığı şu duasına dayanmaktadır: “Allah’ım, ümmetimin ölümünü, senin uğrunda vurularak ve tâun hastalığına yakalanarak (şehit görünmek) şeklinde kıl!”[2]

KİM ZERRE HAYIR YAPMIŞSA ONU GÖRÜR

Enes b. Mâlik’ten rivayete bakarak birgün Hz. Ebû Bekir, Nebî (s.a.v) ile birlikte yemek yerken, “Kim parça miktarı yarayışlı yapmışsa onu görür. Ki da parça miktarı bitik işlemişse onu görür”[3] âyet-i kerimeleri nâzil olmuştu. Ebû Bekir (r.a) bu âyetleri duyunca ellerini yemekten çekti (aynı rivayette ağlamaya başladı) ve; “Lan Cenabıhak’ın elçisi, çingi ağırlığında yaptığım kötülüğün karşılığını görecek miyim?” diyerek sordu. Nebiyy-i Ekrem; “Ülen Ebû Bekir, dünyada görmüş olduğun (başına gelen) ve hoşuna gitmeyen şeyler, o yaptığın zerre ağırlığı kötülüklerin karşılığıdır. Çingi ağırlığı hayırlara gelince; Cenabıhak onları senin amacıyla biriktirir bile mahşer günü onlar sana parçalanmamış adına verilir” buyurdu.[4]

Ebû İdris Havlânî (v. 80/699), “Başınıza gelen değme uğursuz, öz ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder”[5] âyetinin bu rivayeti tasdik ettiğini söyler.[6]

Abdullah b. Ömer’den gelen rivayete göre, bu sûrenin nüzûlü üstüne ağlayan Hz. Ebû Bekir’e Allah Rasûlü; “Şayet siz vebal ve hata işlemiyor, Tanrı bile sizi affetme etmiyor olsaydı, bambaşka bir ümmet yaratırdı, onlar hata ve sorumluluk işlerler, (akabinde tevbe ederler), O birlikte onları gufran ederdi” buyurmuştur.7

“De ki: “Hangi dersiniz, size Tanrı’ın azabı gelse veya kıran gelip çatsa siz, Tanrı’tan başkasına mı yalvarırsınız? Akıllıcasına sözlü iseniz (söyleyin bakalım)!” (En’âm; 40)

“Tersine, serbest Tanrı’a yalvarırsınız. O üstelik namına yalvarmanıza laf olan belâyı dilerse kaldırır, siz dahi eş koştuğunuz şeyleri unutursunuz.” (Sunma’âm; 41)

“Andolsun ki senden esbak ümmetlere bile elçiler gönderdik. Arkası Sıra, ihtimal yalvarıp yakarırlar diyerek onları darlık ve hastalıklara uğrattık.” (Sunu’âm; 42)

“On Paralık olmazsa verdiğimiz bu musibetler başlarına geldiğinde dal eğip yalvarsalardı! Fakat kalpleri evire çevire katılaştı; iblis da onlara yaptıklarını leziz gösterdi.” (Yer’âm; 43)

Şeytan üstelik yapıp durduklarını alladı pulladı kendilerine balkı gösterdi. Yaptıklarını kötü diyerek değil, ferah yapıyoruz diyerek yapmaya, şerri faydalı, günahı çın saymaya başladılar. Çıktı tevbe ve dönme ihtimali kalmadı, vicdanlar dondu, akıllar tutuldu, azıttılar üstelik azıttılar.

İNSAN BAŞTA FAKİRDİR, CENABIHAK’MAĞARA RAHMETİYLE NİMETLERE ERER

İnsan başta fakirdir, Cenabıhak’ın rahmetiyle nimetlere erer.

Ama Tanrı’ın rahmeti üzerimizden çekilmeye başlarsa gene yokluk, verimsizlik ve sıkıntılar gelmeye başlar. Bunlar ilâhî ihtarlardır, isyancı ve serseri insanlara hadlerini iletmek, onları uyarmak ve esasen kurtuluşa ulaşmak içindir.

Zımnında bunlar uyarı ettiği mânâyı anlayanlar üzere benzeri nimettir. Fakat bunun, bu uyartı edici kuvveti ve irşad edici delaleti kesiksiz değil, galiba bir süre ile sınırlıdır. Bunun üzere böyle aynı ilâhî sıkıntıya tutulanlar, onu önce geçmiş armağan bilmeli ve seri ayrımsız şekilde uyanarak nefsin başkaldırmasını pilili ve kol aczini acilen anlayıp tevbe ve dileyiş ile Tanrı’a sığınmalı ve düzelti için dönmelidir. Bu uyanıklılık ne büyüklüğünde tez olursa, dünya ve ahiret faydası dahi o büyüklüğünde mühim peki. Bunu anlayıp tevbekâr olanlar dünyada olmazsa, herhalde ahirette istifade ederler.

Yeryüzü kötü olan ilk hüküm anları geçtikçe ihtarın kuvveti azalır, daha çok kuvvetlendirmeye gerekseme duyulur ve gitgide intibah ihtimali azalır ve baskı elde edilir. Binnetice o sadık müddet biter, sıkıntının hep münebbih kuvveti da tükenir, benzeri yordam ve zevk haline dirimlik ve kalb anca katılaşır kim, imdi ondan ahir başkaldırma gırla şiddetlenir. Imdi sıklet ve şiddetin tek edep edici hassası kalmaz. Bunun üzere terbiye edici ayrımsız bilgi ve maksatla uygulama olunacak tartı ve çaba, teferruatlı ve devamlı olmamalıdır.

İlâhî vukuf, baskıyı, şiddeti ve binnetice azab etmeyi; fesadı tashih, kötülükleri sınırlama, tevkif ve gidermek için tatbik fehamet. Fakirliğin ve zaruretin kaynağı olan kötülüklere cebin baskıyı çoğaltmak ise, o kötülükleri harlatmak almak evet. Bunun kurtulma ihtimali varsa, zorlamada değil, kolaylaştırmadadır. “Tıpkı madde sıkıştığı ant genişler” Tazyik ile katılaşmış olan kalbleri yumuşatırsa ancak teshil ve tevsi yumuşatabilir ve daha çok bu tevsi ve genişleme onlara ya kurtuluşu kazandırır yahut patlatır bitirir. Ve seçme iki takdirde kötülükler tükenmez bırakılmış, kötülerin arkası alınmış peki. (Elmalılı)

“Onlar, kendilerine yapılan uyarıları unutunca temas şeyin kapılarını onlara açtık. Binnetice kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları ahit onları ansız yakaladık! Böylece onlar şırakkadak bire bütün ümitlerini yitirdiler.” (Bildirme’âm; 44)

UNUTTULAR

Şu halde o gâvur kalbliler ne zamanki hatırlatıldıkları ibretleri unuttular. Önce ayrı ayrı kolaylaştırmayı rapor eden peygamberlerin hatırlatmaları, ikinci adına tevbe ve teslimiyet telkin fail takat ve yoksulluk ihtarlarını yeltenmek ve güllabi oluşmak ihtimalleri kalmadı. O ahit üzerlerine gelişigüzel şeyin kapısını açtık. O hız ve sıkıntıdan sonra onlara anca tıpkı özgürlük ve refah verdik kim, maddî manevî bütün engelleri kaldırdık, değme taraftan üzerlerine nimetler saldırdık, acı tatlı temas husus kendilerine eli nimetli eli nimetli kategorik bulunuyordu. Rastgele makule rahatlar, sıhhatler, zaferler, başarılar, zevkler, sefalar önlerinde âmâde idi. Ne iştiyak etseler bulacak ne isteseler yapabilecek benzeri ayla geldiler. Kendilerine, özlük iradelerinden ayrıksı yasaklayacak ve kayıtlayacak hiçbir özdek görünmüyordu. Öyle erkin tıpkı imtihana kondular ve anca değişkin yükselmeleri arttı kim nihayet bu hürriyet ve bolluk ile ferahlandılar. Tuttukları yolun mebzul olduğuna ve bütün bunların kendi hakları olduğuna ve seçkin sorumluluktan vareste olduklarına hükmettiler. Hiçbir anahtar, tek ur duymaz oldular. Herhangi Bir öz kendilerininmiş, Cenabıhak ve öbür dünya yokmuş kabilinden beğeni ve sefaya daldılar, keyiflerini çattılar. Kül hakeza ferahlandıkları, “gel keyfim gel” dedikleri tam kendilerini vehleten bire bastırıp yakalayıverdik. O saat iblis kabil hep ümitleri kesildi. Ümitsizlik ve eksiksiz mahrumiyet içre donakaldılar. Bundan böyle onlar, bitmeyen tıpkı özlenti içindedirler. (Elmalılı)

“Böylelikle zulmeden kavmin kökü kesildi. Her cins medih, âlemlerin rabbi olan Tanrı’a mahsustur.” (Arz’âm; 45)

Hakeza zalimlere üstelik seçkin kalem hatırlatmayı yaptıktan ve Cenabıhak’ın değme soy yağmur eserini gösterip temas imtihandan geçirdikten sonraları azab etmek ve onları yok etmek ve yeryüzünü bu kalem kalpsizlik ve şerlerden örtbas etmek tabii Tanrı’ın kulları amacıyla dayanıklı iri şükranlara layıktır. Değme inayet kabilinden bunun bile hamd ve şükrü âlemlerin Rabb’i olan Tanrı’adır, O’nun hakkıdır. (Elmalılı)

“Tığ ne ülkeye ayrımsız peygamber gönderdiysek mutlaka orası halkını, Allah’a yönelip yalvarsın yakarsınlar diyerek ağrı ve sıkıntıya uğratmışızdır.”  (A’râf; 94)

“Sonradan kötülüğü değiştirip yerine afiyet getirdik. Binnetice çoğaldılar ve “Atalarımız da böyle baskı ve alay yaşamışlardı” dediler. (İnkârda ısrar edince) tığ birlikte onları, kendileri farkında olmadan anlayışsız yakaladık.”  (A’râf; 95)

“O ülkelerin insanları inansalar ve günahtan sakınsalardı, tabiatıyla onların konusunda gökten ve yerden nice artağanlık kapıları açardık. Ancak yalanladılar; tığ de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.”  (A’râf; 96)

“Yoksa o ülkenin halkı tün uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emniyetli mi idiler?”  (A’râf; 97)

“Veya o ülke halkının dalgündüz eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceği üstüne güvenceleri mi vardı?”  (A’râf; 98)

“Tanrı’ın anlayışsız gelen azabından sakıncasız mi oldular? Ancak ziyana uğrayan topluluktan diğeri Allah’ın azabından tehlikesiz olanaksız.”  (A’râf; 99)

“Andolsun tığ onları çetin sıkıntılara soktuk de yeniden Rablerine sorumluluk eğmediler, elan birlikte O’na yakarmıyorlar.”  (Mü’minûn; 76)

“Bildirme böylece üzerlerine haddinden fazla dokunaklı bire bir ezinç kapısı açtığımızda ayrımsız de görürsün ki onlar bu durumda birlik bire bir şaşkınlık ve umutsuzluk içine düşmüşlerdir.”  (Mü’minûn; 77)

Şayet Ehl-i kitap iman edip günahtan çekinme çabası göstermiş olsalardı, bittabi biz dahi kötülüklerini yüzlerine vurmaz ve onları nimeti eli nimetli cennetlere koyardık. (Mâide; 65)

Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve rableri tarafından onlara indirileni yanlışsız uygulamış olsalardı göğün ve kavuşum makule cins nimetlerinden yararlanırlardı. İçlerinde aşırılığa kaçmayan tıpkısı camia var; çoklarının yaptıkları amal ise güçlü kötüdür.  Mâide : 66

Sunu Günâh İle Bozulur, İtaat İle Islâh Tamam

Ebü’l-Âliye “Onlara «Yeryüzünde düzeni bozmayın» denildiğinde, «Faydalı, biz sadece ıslahat edenleriz» derler.” (halk-Bakara 2/11) âyeti üzerine şöyle der:

“Yani yeryüzünde vebal işlemeyin. Onların yeryüzünde ara bozuculuk çıkarmaları (bozgunculuk çıkarmaları), Allah’a karşı isyan etmeleri, mâsiyet (hata) işlemeleridir. Çünkü ki yeryüzünde Cenabıhak’ın emrine ayaklanma ederse veya Allah’a alın mâsiyeti emrederse yeryüzünde arabozanlık çıkarmış evet. Çünkü kavuşum ve göğün salâhı (düzelmesi) Cenabıhak’a itaatle tamam.” (İbn Ebî Hâtim, Tefsîr, I, 44)

1 Bkz. Taberî, Târîh, III, 226-227.

2 Ebû Yûsuf, ahali-Âsâr, s. 201; Ahmed, III, 437, IV, 238, VI, 133; Sel, II, 102/2462.

3 ez-Zilzâl 99/7-8.

4 Taberî, Tefsîr, XXI, 538-539, XXIV, 551.

5 herif-Şûrâ 42/30.

6 Taberî, Tefsîr, XXI, 539.

7 Taberî, Tefsîr, XXIV, 553; Vâhıdî, Esbâbu nüzûli’l-Seviye’ân, s. 487; İbn Kesîr, Tefsîr, VIII, 463. Krş. Müslüman, Tevbe, 9-11.

Yoruma kapalı.