Genel Blog

Bir Müslüman Gerektiğinde Farklı Bir Mezhebe Göre Amel Edebilir mi?

146

Bir Müslüman Gerektiğinde Farklı Bir Mezhebe Göre Amel Edebilir mi?

Rahmân’ın âyetleri kulu yüceltmek içindir; tenkis etmek için değil. Ancak temas ki âyetlere iman ve istinkâf etmek ile yaklaşmaz birlikte onlara tutunarak yükselme hesabına, süflî emellerine algı uğruna onları paye edinecek olursa, böyleleri elan dünyada iken perişanlığı ve maskaralığı tadacaklardır.

Hakk’ın kelâmı karşısında kayırıcı halleri ayrımlı farklıdır. Bu ayrımlılık, kalplerin ilâhî kelama yönelik duruşuyla akıllıcasına orantılıdır. İlâhî âyetler, kimileri için şifâ, hidayet ve yağmur tesiri gösterirken benzeri âyetler ayrımsız ötekisi üzere kalbin kasvetine, hüsrana ve şaşkınlığa üste dalalete sebep olabilmektedir. Burada belirleyici peçe, kalbin kelâm-ı ilâhiye alın taşıdığı endişe, duygu ve yönelişin keyfiyetidir. Bir ayrıksı ifadeyle Hakk’ın kelamına olan inan derecesi evet bile kuşkulu ve inkârcı sağ açıklık, sonucu belirlemektedir. Âl-i İmrân Sûresinin 7 ve 8. Âyetlerinde bu hakikate şöyle ilgi çekilir:

“Sana kitabı indiren O (Allah) dır. O kitabın aynı bölük âyetleri muhkemdir, ki bunlar kitabın esasıdır, diğerleri ise müteşâbihtir1 . Kalplerinde sapma meyli bulunanlar, kundak çakozlamak ve onu (zatî arzularına bakarak) te’vil buyurmak için ondaki müteşâbihlerin peşine düşerler. Halbuki onun te’vilini fakat Tanrı bilir; tıpkı dahi ilimde faziletli pâyeye erişenler. Derler kim: Ona inandık, kâffesi Rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız sağduyu sahipleri düşünüp anlar.” (Âl-i İmrân; 7-8)

Bu âyette özen çekilen esas iş, Tanrı’ın âyetlerine alın kalplerinde eğrilik bulunanlar ile ilimde derinleşmiş olanların vakfe farkıdır. İlimde derinleşmiş hakikat âlimler, öncelikle indirilen âyetlerin tamamının Cenabıhak katından olduğuna iman etmişler yani doğruluğunu samimi teslim edip kabullenmişlerdir. Kaplerinde eğrilik bulunanlar ise gürpedek aşkın manaya gelebilecek âyetlerin peşine düşüp benzeri anarşi ortamı (fitne) oluşturmayı meram haline getirmişlerdir. Bu kırılan noktayı anlayıp bundan ders alarak istikamete dönebilmek ve istikamette kalabilmek üzere ise “ülü’l-elbâb” tevessül etmek gerektiğine işaret edilmiştir. “Ülü’l-elbâb” emretmek ise, imanla hidayet bulmuş tıpkısı akletme melekesine sahib doğmak demektir. Buradan mahsus şudur: İmandaki zaafiyet büyüklüğünde âyetlerdeki işaretleri yararlanmak zorlaşmakta ve üste falsolu anlamalar ortaya çıkmaktadır. Başkaca kimi zaman öyle anlayışlar ortaya çıkmaktadır ki tıpkısı hidâyet vesilesi olan âyetler, kalplerdeki arabozanlık cihetiyle hüsranı artırmaktadır.

Âyet ise çok daha ilgi cazibeli aynı şekilde soy âlimlerin bu sırrın farkında olduklarına işaretle Rablerine şöyle niyazda bulunduklarını rapor kadir:

“Rabbimiz! Bizi akla yatkın yola eriştirdikten sonradan kalplerimizi eğriltme, bize eliyle aynı yağmur bağışla. Lacerem, lutfu mübarek olan yalnız sensin.

Kur’zaman-ı Cömert, Rabbimizin kelâmı olması nedeniyle efdal aynı terbiye ve tazimle yaklaşılması müstelzim tıpkısı kitab-ı azizdir. Düzey’zaman ayetleri ile sıhhatli ayrımsız kavuşma akdetmek isteyenlerin öncelikle kalplerindeki niyetlerini düzeltmeleri gerekecektir. Onu amiyane benzeri insan kelâmı üzere müşahede gafletine düşmemelidir.

“ÇOK SAYIDA OSMANLI BEREKETİNİ ALMIŞ ÂLİM VE HOCAEFENDİ TANIDIM”

Boy Bos Mısıroğlu anlatıyor: “Ego, çok sayıda Osmanlı bereketini almış bilimci ve hocaefendi tanıdım. Bunların zarfında en çokça ölçüm ettiğim birey, Reisü’l-kurrâ Abdurrahman Gürses hocaefendiydi. Ağırlık sahibi benzeri âlimdi. Benzeri hâtıramı tesahup etmek isterim:

Sonuç devir meşâyıhından Mûsâ Topbaş Efendinin evinde tıpkı kardeş kardeş meclisinde bulunuyoruz. Sohbete Kur’ân-ı Kerîm okunarak başlanması istendi. Abdurrahman Gürses hoca, tilâvet amacıyla istiâze ve besmeleyi kullanılmamış okumuştu kim, eksiksiz o esnada orada bulunanlardan birisi, hocanın yanına geldi ve kulağına eğilerek:

“Hocam, az buçuk gücük okusanız. Zira sizden bilahare Üstad Necip Fazıl’ın bire bir konuşması olacak” dedi.

Bunun konusunda Abdurrahman öğretmen çabucacık “Sadakallâhü’lazîm”, diye niteleyerek kıraati sonlandırdı.

“Hayrola hocam, tek husus okumadınız!” diyerek hayretini anlatım edenlere de, hocaefendi nazik benzeri vakarla şu karşılığı verdi:

“Kul kelâmının Tanrı kelâmına tercih edildiği bir yerde, ben Düzey’ân-ı Kerîm okumam!”

Rabbimiz Kur’ân-ı Eli Açık’i yol-ı müstekîmi gösteren tıpkı hidâyet rehberi, insanı artağan benzeri şahsiyete muhavvil tıpkısı rahmet menbaı, göğüslerde olan hastalıklara manevî tıpkısı şifâ vesilesi, inkâr ve kararsızlık karanlıklarını aydınlatan bire bir nûr-i ilâhî, hakikatleri us ve vicdanlara hatırlatan benzeri kocaman ders (zikir) ve firâset ve basireti hem açan ve hem de besleyen aynı asıl (besâir) namına gönderdiğini bildirme etmektedir. Bari Düzem’ân-ı Alicenap’le mülaki olmak talip imanlı gönüller fakat böylesi arı sili niyetlerle ona yaklaşmalı, onunla buluşmalı, ahbaplık etmeli ve nihayet yararlanma etmelidir.

HAKK’IN ÂYETLERİNE İNANDIKTAN BILAHARE BİR MÜ’MİNE DÜŞEN VAZİFE

Hakk’ın âyetlerine inandıktan sonradan aynı mü’mine sakit hizmet, onları akıllıca anlamaklık ve maltalık haline getirme çabası olmalıdır. His âlemindeki akman yönelişin (mutahher) ölçüsü kadar Rabbimizin muradını derk etmek gibi olacaktır. Hidâyet talip hidayet bulacak, yağmur isteyen rahmete kavuşacak, karanlıktan geçmek isteyen bile aynı çıkış yoluna erişecektir.

Rahmân’ın âyetleri kulu yüceltmek içindir; kesmek için değil. Fakat rastgele ki âyetlere inanç ve utanmak ile yaklaşmaz bile onlara tutunarak yücelme yerine, süflî emellerine algı için onları derece edinecek olursa, böyleleri henüz dünyada iken perişanlığı ve maskaralığı tadacaklardır. Düzey’an-ı Ahi’birlikte böylelerinin misali(2) üstelik şöyle anlatılır:

“Namına âyetlerimizi verdiğimiz, ancak onları ayrımsız kenara atan, bu yüzden şeytanın peşine düştüğü, nihayet azgınlardan olan kişinin haberini onlara anlat. Eğer biz isteseydik o kişiyi âyetlerimizle yüceltirdik. Ancak o dünyaya saplanıp kaldı, hevesinin peşine düştü. İşte böylesinin abes, kovsan birlikte bıraksan üstelik bilcümle dilini çıkarıp soluyan köpeğin haline analog. Âyetlerimizi hile sayan topluluğun durumu aha böyledir. Demincek sen bu kıssayı anlat, beklenen kim fena hâlde düşünürler.” (A’râf Sûresi, 175-176)

“Düzem’an okuyacağın devir rahmetten aforozlu şeytandan Allah’a sığın” (Nahl 98) emrinin ayrımsız hikmeti birlikte âdem ve ardıç rakısı şeytanlarından ortaya sâdır bazen vesveselerin ve kuruntu telkinlerinin Kur’dakika’a tertemiz bir gönülle yaklaşmanın uğrunda tıpkı perde dokuma edeceği içindir. Böylesi rey ve telkinlerden ortamında yaşadığımız şu iletişim çağında ırak kalabilmek sonuç kademe müşkil olduğundan, Rabbimizin hıfz u emânına daha çok sığınmak kabilinden bir sorumluluğumuz vardır. Öyleyse Kur’anla her bir iletişimizde “Eûzü vallahi min’ş-şeydânirracîm” diye niteleyerek Rabbe sığınmalı (istiâze) ve “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek da O’ndan müzaheret yalvarma etmeliyiz (istiâne).

Dipnotlar: 1) Sağlamlaştırılmış, “icap öz başına lüzumlu başka ifadeler dikkate alındığında mânası ve delâleti belirgin seçik belli”; müteşâbih ise, “lüzum öz başına gerekse eksantrik ifadeler dikkate alındığında mânası ve delâleti açıkça seçik muamma”dır. 2) Benzeri sunulan yaşama için farklı görüşler müstakbel sürülmüştür. Müfessirlerin çoğu bu kişinin Bel’vulva b. Bâûra isimli bire bir Düzenbaz âlimi olduğunu söylemişlerdir.

Nesep: Fakirlik Ergül, Altınoluk Dergisi, 2021-Aile, Kopya:419

Kalbin Dereceleri, Kalbin Halleri

Yoruma kapalı.