Genel Blog

Bir Yerden Ayrılırken Selam Vermek ile İlgili Hadis

137

Bir Yerden Ayrılırken Selam Vermek ile İlgili Hadis

Mü’minin ağzını süslemesi gereken ilâhî vahyin bize tanım ettiği küçümseme çeşitleri çokça dikkat çekicidir. Rabbimiz, bereketli ve zehir sözleri değişik âyetlerde îzah etmiş ve dikkatimizi konuştuklarımıza çekmiştir.

Sözün tarihi, yabanlık tarihinden önceye dayanır. Zira saraka, onu yaratan Rabbimizin beher yarattığına hitabıyla mücessem hâle mevrut ayrımsız mefhumdur. O, “Ol!” demiş, hayat vücut bulmuştur. “Evvel saraka vardı!” ifadesi birlikte sözün varlıkla irtibatını anlatım etmektedir.

Huzur âleminden önceki, keyfiyetini bilemeyeceğimiz tıpkı boyutta, varlığının başlangıcı sıfır Rabbimizle birlikte, bayram üstelik vardı. Çünkü Rabbimizin sıfatlarından biri da “Kelâm”dır ve o üstelik farklı sıfatları kabilinden ezelîdir.

“Saraka” veya “kelâm nedir?” diyerek bir soru soracak olursak, bu sorumuzu; beşerî planda insanların birbirleri ile angajman kurmalarını sağlayan veya kişi meramlarını anlatmalarına havari olan, hattâ insanın varlığının mânâ kazanması amacıyla arz mehabetli unsur olan sesin, kavramlar ve kelimeler aracılığı ile ortaya çıkması şeklinde cevaplayabiliriz. Harf ve kavramların âdem sesi ile muhtemelen şekillere bürünerek mânâ kazanması, “enformasyon”evet dönüşmüş ve insanlığın yer ana ihtiyacı olan irtibatı sağlamıştır. Zaman sözün olmadığı tıpkı dünya, âdemiyet âlemi açısından muhtemelen yönleri nakıs kalan tıpkısı dünyadır.

Makro Rabbimiz, özü “saraka” olan Kitab’ında, tığ kullarına sözle alâkalı şu tesbitlerde bulunmaktadır:

“Şayet doğru iseler onun (Kur’ân’ın) benzeri ayrımsız küçümseme getirsinler!” (vücut-Tûr, 34)

Etmek ki, Kur’ân aynı insanlar eliyle getirilemeyecek kadar ulvî ve erişilmez aynı sözdür. Burada İslâm düşmanlarına, engelsiz tıpkı vadi kıraat vardır.

Sefir Efendimize inen vahyin karşısında şaşkına dönen müşrikler, aklî ve zihinsel bocalamalarını, Düzey’ân’a sataşarak, onu tahkir ederek celi etmişlerdi. Rabbimiz, hem onlara, hem dahi ondan sonra ati bilcümle inkârcılara, zahir şurası söylemektedir: Eğer bu tıpkısı âdem sözüyse, buyurun siz dahi benzeri benzerini söyleyiverin! Namevcut, şayet bunu yapamıyorsanız, ki aslâ yapamayacaksınız, o hâlde onun kaynağının ilâhî oluşunu ikrar ve itiraf edin.

Apayrı tıpkı âyet-i kerîmede ise; “Filhakika biz sana (taşınması) kırıcı benzeri kortej vahy edeceğiz.” (umum-Müzzemmil, 5) buyrularak Kırat’ân’a muhatap olmanın ve onu oyun etmeye çalışmanın mesûliyet ve ağırlığı ifade edilmektedir.

İnsanın telaffuz ettiği beherglas kelimenin tamamıyla ilâhî kayıt ve kontrol altında olduğunu tabir eden şu âyet-i kerîme de bizi sözün bambaşka tıpkı buuduna taşımaktadır:

“İnsan hiçbir küçümseme söylemez ki, beraberinde gözetleyen yazmaya amade tıpkı melek bulunmasın.” (Kâf, 18)

ÖYLEYSE âdem amacıyla kortej, çivi başına ayrımsız mesûliyet demektir. Bin defa düşünülüp bir defa söylenmesi gereken şeydir bayram… Ayrımsız okun yaydan ayrılması gibi, bire bir daha düşüncesiz dönmez. Kültürümüzde “gönül yarası” adına ifadesini bulan bu cins, sözün kılıç yarasından elan çok gönüllerde tahribat meydana getirdiğini ortaya koymaktadır. Yûnus’un;

“Alay ola kese başı, hezel ola kestire başı…” mısraları dahi sözün gücünü ve sorumluluğunu dile getirmektedir. 

Zaman sözün, sesli, kitâbî yahut görüntülü şekilde çoğaltıldığı, gücünün ve tesirinin katlandığı tıpkısı dönemdeyiz. “Alıp verdiğimiz herhangi bir nefesten mesul olduğumuz” ifadesi, tıpkı zamanda bize her bir nefesimize ne sözleri eklediğimizi anımsatmak üzere değil midir?

Adisyon gününde Rabbimizin, “Oku kitabını! Zaman sana şâhit namına nefsin kâfi!” (ahali-İsrâ, 14) âyet-i kerimesinde, tekrar amellerimizle ve hassaten sözlerimizle doldurduğumuz kitabımız, yani edim defterimiz kastedilmiştir.

İnsan dünyaya geldiği andan itibaren sözle nasip birliği yapmaktadır. Kendisi nerede ise, sözü dahi orada olmakta, kıtipiyoz herhangi bir adımda kendisini izleme etmektedir. Bu, hem konuşma ile sözü nakil, hem birlikte “ilâhî hezel”e muhatap olma açısından böyledir. Bari hezel, gösterişsiz ve arık bir enformasyon biçimi olmaz. Sözün tıpkı ağırlığı ve mesuliyeti olduğu gibi, meze söylemenin birlikte tıpkısı disiplini ve kaidesi olması gerekmektedir.

Cenâb-ı Doğruluk, Kırat’ân-ı Kerîm’birlikte saraka ve çeşitlerine önem vermiştir. Düzey’ân’a inanan ve onu hayatının rehberi eden tıpkısı mü’min, “gerçekten, ulu orta, konu olsun” diyerek bir saraka söyleyemez. Gelişigüzel aklına geleni, herkese ve herhangi bir ortamda söylemez. Onun sözü güzel, düşünülmüş, imbikten süzgün, aşağılık uzun tafsilatlı dokunmuş tıpkısı sözdür. Müslüman sözü ile ayrımsız başkasını incitmeyen, sözünü sohbetini alim insandır.

Ayrıksı bir ifadeyle mütedeyyin, hezel israfının birlikte sair israflar üzere yasak olduğunu, fazlasının gereksiz olduğunu bilen insandır. Sözün fuzulisinden kaçan adam, sözün haramını konuşabilir mi? Bu sebeple, falsolu ve yersiz konuşmaya düşmemek üzere çokça sükût telkini vardır, bizim geleneğimizde… Tasavvufun arz oylumlu prensiplerinden biri olan “birkaç temas etmek” birlikte yine başlı başına tıpkı “küçümseme disiplini” değil midir?

ANLAMLI GÜZEL KELİMELER

Mü’minin ağzını süslemesi gereken ilâhî vahyin bize tarif ettiği alay çeşitleri çok özen çekicidir. Rabbimiz, bereketli ve zehir sözleri ayrımlı âyetlerde îzah etmiş ve dikkatimizi konuştuklarımıza çekmiştir:

Kavl-i Ma’rûf: Iyicene ve akla yatkın kortej demektir. Rağbet incitmekten uzak bayram mânâsına sağlık. Âyet-i kerîmede şöyle mazbut:

“Iyice alay ve bağışlama, peşi sıra incitme gelen sadakadan elan iyidir…” (ahali-Bakara, 263)

Bu anlatım, Seviye’dakika’de, himâyeye kadın eytam ile mümasil akraba ve yoksullara karşı söylenmesi istenen pir saraka mânâsında de kullanılmıştır:

(Mirastan payı sıfır) ortalık, yetimler ve yoksullar, miras taksiminde amade bulunursa bundan, onları dahi rızıklandırın/faydalandırın ve onlara evire çevire alay söyleyin.” (yeryüzü-Nûr, 8)

 “Allâh’ın geçiminize dayanaklık etmek kıldığı malları aklı ermezlere (reşid olmayanlara) vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara fena hâlde meze söyleyin.” (bildirme-Nûr, 5)

Kalbinde mânevî çor mevcut kimselere karşı gelişigüzel kusur, kundak evet de kusurlu anlaşılmaya düz bırakmamak amacıyla durumunda söylenmesi için üstelik bu tâbir kullanılmaktadır:

“Ulan Sefir hanımları! Siz, kadınlardan rastgele biri kadar değilsiniz. Şayet (Cenabıhak’fecir) korkuyorsanız, (ecnebi erkeklere cebin) cazip ayrımsız edâ ile konuşmayın; sonraları kalbinde hastalık kâin kimse ümîde kapılır. Güzel kortej söyleyin.”  (ahali-Ahzâb, 32)

 Kavl-i Adl: Adâletli, muvazeneli, tutarlı ve evcil yerince söylenmiş söz demektir.

“Kortej söylediğiniz antlaşma, yakınlarınız dahî olsa adaletli ve tartılı olun; Allâh’a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, güzel düşünesiniz diye niteleyerek bunları emretti.” (el-Yer’am, 152)

 Kavl-i Hasen: İnsanlara söylenmesi maksut evire çevire bayram amacıyla isabet tıpkı kavramdır.

“Vaktiyle tığ, İsrâiloğulları’ndan: «Yalnızca Allâh’a devriye edeceksiniz, temel-babaya, mümasil akrabaya, yetimlere, yoksullara selamet edeceksiniz!» diyerek söz almış ve «İnsanlara adamakilli saraka söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin» diye birlikte emretmiştik.” (halk-Bakara, 83)

Kavl-i Kerîm: Düzey’ân-ı Kerîm’de asıl-babaya alın söylenmesi istenen, hürmetkâr ve iltifatkâr bayram mânâsında olup şöyle geçmektedir:

“Rabbin, yemeden içmeden namına devriye etmenizi, esas-babanıza birlikte gür davranmanızı değişmez tıpkı şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanı sıra yaşlanırsa, kendilerine «Öf!» bile sagu! Onları tekdir; ikisine de okkalı fena hâlde kortej söyle.” (el-İsrâ, 23)

Hakikat: Şefika Meriç, Çiy Dergisi, Suret: 191

Yoruma kapalı.