Genel Blog

Hicaz Dışında İki Önemli Ziyaret Yeri

157

Hicaz Dışında İki Önemli Ziyaret Yeri

Hicaz dışında Müslümanlarca kutsi sevgili yetişkin iki ülfet yeri.

Hicaz dışında mütezayit iki majör ülfet yeri.

MESCİD-İ AKSÂ (BEYTÜL MAKDİS)

Kudüs’te eski Süleyman Mabedi’nin bulunduğu yerde mensur edilen mescidin adıdır. O dönemde onun ötesinde ayrıksı tıpkısı mescit bulunmadığı amacıyla, Kırat’zaman’üstelik buna; “Sunu ırak mescit” (Mescid-i Aksa) adı bırakılmış, hicretten onyedi kamer büyüklüğünde önceki teşekkül bulan Mirac yürüyüşünde, Hz. Muhammed’in Mescid-i Yasak’dan, Mescid-i Aksa’evet büyüklüğünde akşam yolculuğu yaptığı bildirilmiştir.[1]

Bu mescide, “İliya” veya günahlardan arınma yeri anlamında “Beyt-i Makdis” veya “Beyt-i Kutsal” birlikte denilmiştir. Mirac’la ait hadislerde şöyle buyurulur: “Burak’a bindim Beyt-i Makdis’e gittim.” [2] “Kureyş beni Mirac üstüne yalanlayınca, Hicr’birlikte kalktım. Allah bana Beyt-i Makdis’i gösterdi, onlara, ona bakarak Cenabıhak’ın âyetlerini olgun vermeye başladım.” [3] “Cenabıhak Arîş ile Fırat arasına bereket vermiş ve alelhusus Filistin’i şerif kılmıştır.” [4]

Yeryüzünde Mescid-i Yasak’dan sonradan yapılan sunma bozuk mescitlerden birisi birlikte Mescid-i Aksa’dır. Yapımına Dâvud (a.s) başlamış ve oğlu Süleyman (a.s) tarafından tamamlanmıştır.[5] Abdullah İbn Amr’dan nakledildiğine bakarak, Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Dâvud oğlu Süleyman Beytü’l-Makdis’mağara yapımını bitirdikten sonradan, Cenâb-ı Türe’fecir üç dilekte bulunmuştu: a) Kendisinden sonradan tek kimseye baht olamaz tıpkı mal ve saltanat vermesini, b) Allah’ın hükmüne akla yatkın tahakküm gücü vermesini, c) Bu mescide yalnız namaz kılmak niyetiyle gelenlerin, oradan analarından doğdukları gündeki kabilinden günahlarından musaffa adına çıkmalarını.”Hz. Delege, hadisin devamında şöyle buyurmuştur:“Allah ona önce iki istediğini vermiştir. Üçüncüsünü de vermiş olmasını umarım.” [6]

Mescid-i Aksa, hicretin 16. ayına büyüklüğünde müslümanların kıblesi idi. Hz. Peygamber’mağara yolculuk yaparak ziyaretine izin verdiği üç mescitten birisidir. Hz. Ömer döneminde Kudüs fethedilince, oraya giden halîfe bire bir akşam vakti Beyt-i Makdis’e girdi, orada hep geceleyin namaz kıldı. Sabah olunca de ezan okutarak topluluk ile namaz kıldı. çıktı Ömer (r.a), Kâbü’l-Ahbâr’ı çağırarak mütedeyyin mescidinin nereye yapılabileceğini sordu. Kâb, es-Sahrâ (kayaç)’evet bel etti ve bunun kıble olmasını istedi. Hz. Ömer ona, müslümanların kıblesinin Kâbe olduğunu hatırlattı. Fakat Beyt-i Makdis’mağara, mukaddes hatırasına da bire bir mescit yaptırdı ve kıblesini Kâbe tarafı namına belirledi. Bura henüz sonraları Kubbetü’s-Sahrâ’nın yeri oldu.

Kubbetü’s-Sahrâ, depremlerden kötülük görmüş ve bir nice kez tamir edilmiştir. Burası, dört yandan merdivenlerle çıkılan geniş ayrımsız seddin ortasında, sekiz köşeli ve yüksek kubbeli ayrımsız bina idi. Dördü merdivenlere açılan sekiz kapısı vardı. İçeride kubbe’nin altında çöl (kaya) durmaktaydı.

İşte Mescid-i Aksa, Kubbetü’s-Sahrâ’nın tapınma yapılan bir bölümünü oluşturur. Günümüzde Mescid-i Aksa deyince; İslâm kaynaklarında Halîfe Abdülmelik’kap, Osmanlı Padişahı Kanunî Odalık Süleyman’a kadar gelip güzeşte güçlü çokça halîfe ve padişahlar tarafından burada mensur edilip mevdu, Kubbetü’s-Sahrâ, mezar, türbe, içeri, ibik ve sebil üzere dini amaçla mamul yapıları içine kayran, yaklaşık 150 dönüm büyüklüğünde tıpkı arazi üzerine serpiştirilmiş binalar topluluğu beliğ. Ev anlamda Mescid-i Aksa deyince ise, Kubbetü’s-Sahrâ’dan uzakta sıfır ve Abdülmelik marifetiyle mensur edilmiş kâin mescit kastedilir. Bu mescidin yapımında, Jüstinyen aracılığıyla mensur edilmiş bulunan ve İran Hükümdarı II. Hüsrev aracılığıyla fesih olununcaya büyüklüğünde ayakta artan, Meryem Ana Kilisesi’nin harabelerinden çıkan malzeme kullanılmıştır.[7]

ASHÂB-I KEHF

Düzey’an-ı Kerîm’üstelik şöyle buyurulur: “Yoksa sen, yalnız Kehf ve Rakîm adamlarını mı duyulmamış âyetlerimizden sandın?” [8] Ashâb-ı Kehf, “in arkadaşları”, rakîm ise, “in arkadaşlarının mukayyet bulunduğu yazıt” demektir.[9] Bu adla tanıdık tıpkısı birçok mutekit gailesiz Tarsus rast dönemin Roma angajmansız vâlisi aracılığıyla takibata uğratılıp cezalandırılmak istenince, sezdirmeden şehri metrukiyet ederek bire bir mağaraya sığınmışlar ve bire bir mucize yerine Cenâb-ı Hak eliyle 300 yıl kadar[10] uykuya çekilmişlerdi.

Sıra ve versiyon kitaplarındaki hoşgörülü bilgiye bakarak bu olay, Küçük Asya’nun Roma hâkimiyeti altında bulunduğu, M.S. 3. yüzyılın 2. yarısında Tarsus dolayında teşekkül bulmuştur. Kesim vâlisi Decius (Dakyanos) bu gençleri inançlarından çevre öldürmeğe kalkışmıştı. Gençler; göklerin ve içtima Rabbi olan Tanrı’tan başka ilâh tanımadıklarını ve dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kenti metrukiyet etmişlerdi. Bunlar, peşlerine takılan aynı köpekle birlikte ayrımsız mağaraya girmişler ve mufassal bir uykuya dalmışlardı. Biyolojik bedenleri çürümesin diyerek sağa sola çevrilip yaşatılmışlar ve güneşin tasalı etmeyeceği bir konumda tutulmuşlardı.[11]

Uyandıklarında kendilerini tıpkı çevrim yahut daha gelişmemiş müddet uyumuş sanan çoluk çocuk açlık hissedince, içlerinden Yemliha’yı ellerindeki sim servet ile şart kabul etmek üzere şehre gönderirler. Çokça şeyin değiştiğini gören Yemliha aldatmak ahzetmek isterken, giysilerinden şüphelenen ve elindeki bozuk çevrim ait paraya bakıp, define bulduğunu sanan fırıncının ihbarı konusunda Halife Theodaius’un huzuruna çıkarılır. Kendi kanaatine göre ayrımsız çağ sürdüğünü sandığı, başından geçenleri anlatır. O dönemde putperestliğin yerini Hıristiyanlık almış ve teminat içtinap etmek dönemi başlamıştı. Hükümdarlarıyla gelişigüzel mağaraya revan şehir halkı, Yemliha ve arkadaşlarının köpekleriyle gelişigüzel ortadan kaybolduklarını görürler. Mağaranın önüne bire bir mabed yaptıran hükümdar bu mağarayı lahut tıpkı meydan olarak ilân valör. Bu fenomen insanların kıran ve öldükten sonraları dirilmeye olan inancını güçlendirir.

In arkadaşlarının sayısı üstüne fikir ayrılığı vardır. Kaynaklarda görülen adları şöyledir: Yemliha, Mekselina, Meslina, Mernuş, Debernuş, Sazenuş ve Kefetayyuş. Köpeklerinin adı bile Kıtmîr’dir. Hıristiyanlar bu olayın Ayasuluk Kilisesi’nde teşekkül bulduğuna inanırlar.

İbn Abbas, “in adamları” nın öyküsü üzerine şöyle demiştir: “Onların Hıristiyan oldukları söylenir. Cenabıhak daha mebzul bilir amma, galiba ki onlar Hıristiyanlıktan eski döneme aittirler. Başka cins Çıfıt hahamları ne bu işlerin, hangi bile bu insanların öykülerini korumakla ilgilenmezlerdi. Çünkü Yahudiler Hıristiyanlara karşıdırlar. Bihakkın Mekkeliler’e, Hz. Sefir’e “Kehf adamları, Zülkarneyn ve Ruh” doğmak amacıyla üç istifham sormalarını talkın fail Medine Yahudi hahamlarıdır. Bu üstelik, bu öykünün Yahudiler’in kitaplarında kayırma edildiğini ve Hıristiyanlık’tan eski döneme ilgili bulunduğunu gösteriyor.”[12]

Dipnotlar:

[1] bk. İsrâ, 17/1. [2] Buhârî, Bed’ü’l-Ahali, 6; Müslim, İmân, 259, 264; Nesâî, Salât, 10. [3] Buhârî, Tefsir, 17/3. [4] Ebu’l-Kâsım Ali, Târîhu Medînet-i Dımaşk, Dâru’l-fikr, Beyrut 1995, I, 144; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, III, 527. 5 Zerkeşî, İ’lâmü’s-Sâcid, Kahire 1397, s. 277; Elmalılı, Müslümanlık Seviye’zaman Dili, İst. 1936, IV, 3144 ; İslâm Ansik. M.E.B basımı, “Mescid-i Aksa” ve “Kudüs” mad. 6 Nesâî, Mesâcid, 6; H. No: 691; Bırakıt, Tecrîd-i Sarîh Terc. IV, 167. 7 Mefail Aceleci, “Mescid-i Aksa” mad., Kaplayan İslâm Ansik. 8 Kehf, 18/9. 9 Rakîm arkadaşları ve “In hadisi” arasındaki ahzüita amacıyla bk. Buhârî, İcâre, 12; Vakarlı Miras, Tecrîd-i Sarîh Terc., VII, 37 vd.. 10 bk. Kehf, 18/ 25. 11 Kehf, 18/17, 18. 12 İbn Kesîr, Tefsîr, III, 73, 74, Kehf sûresi, 18/9. âyet tefsiri.

Cins: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

Yoruma kapalı.