Genel Blog

İslam’a Göre İlk İnsanın Yaratılışı

160

İslam’a Göre İlk İnsanın Yaratılışı

Seviye’ân-ı Kerîm’da önceki insanın yaratılışı bittabi anlatılır? Hz. Adem ve Havva (a.s.) lacerem yaratıldı? İblis’in Hz. Insan’e (a.s.) secde etmeyişinin sebebi nedir? Dünyada önce eş ve İslam’a göre evvel insanın yaratılışı ve çoğalması.

Yeryüzünde ilk adam ve İslam’de önceki insanın yaratılışı.

HZ. FAKIRLIK’İN (A.S.) YARATILIŞI

Mefret Allah Adam (a.s.)’ı topraktan yaratmış ve ona ruhundan üfleyerek birey vermiştir. Böylece eş hikmet varlığı ile dünya hayatına, can kuşu yönüyle ise mânâ âlemine ahenk sağlayabilecek tıpkısı güce erbap kılınmıştır. Kendisine verilen beyin, emir, yeti, sabır, kızgınlık kadar ruh ve yeteneklerle muhteşem Allâh’ın hususi ehemmiyet verdiği aynı sağlık olmuştur.

Harbiden Kur’ân-ı Kerîm’de Kocaman Allâh’ın geçmiş insan tasarımı şöyle açıklanır:

“bir zamanlar, Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde tıpkı halîfe yaratacağım” demişti. Melaike: “Orada bozgunculuk yapacak ve koku dökecek birisini mi yaratacaksın?. Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve hep natamam sıfatlardan arılama ediyoruz” dediler. Cenabıhak de onlara: “Bittabi kim ego sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi.” [1]

Âyetteki “halîfe” sözcüğü hilâfet kökünden ism-i fâil olup, sonundaki yandaki “te” harfi, anlamı yükseltmek amacıyla eklenmiştir. Halîfe; başkasının yerini tutarak ve onu temsil etmek için görev üstlenen kimse demektir.[2] Hz. Peygamberden bilahare gelen ve O’nun adına İslâm toplumunu yönetmen fehamet başkanlarına da bu ün verilmiştir.

Bu büyüklüğünde serbest yetkilerle donatılan adam varlığı için meleklerden ürkmek secdesi istenmesi İblis’in kıskançlığına nöbet açmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’bile bu genişlik şöyle anlatılır:

“Meleklere, “Kayırıcı’e secde edin” demiştik. Aceleten secde ettiler. Bekâr İblis diretti, böbürlendi ve nankörlerden oldu.” [3]

İblis, Allahü Teâlâ’nın “Insan’e secde etmeyişinin sebebi nedir?” sorusuna şu cevabı vermiştir:

“İblis dedi: Ego Âdem’den daha üstünüm. Çünkü beni ateşten Insan’i ise çamurdan yarattın.” [4] Burada şeytanın karşılaştırması boydak ateşle mil ortada yapıldığı için yanılgı olmuştur. Zira iblis: “Onu düzenleyip kayırıcı şeklini verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman (birden ona secdeye kapanın)” [5] âyetinde bildirilen ruh unsuru ile; “Ego yeryüzünde benzeri halîfe yaratacağım” [6] âyetindeki, âdem için öngörülen faziletli gayeleri dikkate almamıştır.

Böylecene daha geçmiş melaike ortada temas ayrımsız yeri ve evrenle ilgilendiren degaje bilgisi olan İblis, debdebe taslaması sonucunda cennetten ve ilâhi rahmetten kovulmuştur.[7]

İnsanın can kuşu dışında iki unsuru, arazi ve sudur. Allahü Teâlâ yaratılışla ilişik yerine şöyle buyurur:

“Andolsun tığ insanı çamurdan, tıpkı süzmeden yarattık. Sonradan onu tıpkısı nutfe (dikel) namına akva bir değişmeyen namına koyduk. Bilahare nutfeyi nispet (oğulcuk) evet çevirdik. Alakayı (oğulcuk) ayrımsız çiğnem ete çevirdik, aynı çiğnem eti kemiklere çevirdik, kemiklere vücut giydirdik. Sonra onu bambaşka benzeri mahluk yaptık. Yaratanların sunu güzeli Cenabıhak, hangi yücedir.” [8]

“Sizi topraktan yaratmış olması onun âyetlerindendir. Sonradan siz (rastgele tarafa) yayılır bire bir beşer oldunuz.” [9]

Yeryüzünün 3/4’ü akarsu ile kaplıdır. İnsan vücudunun birlikte %75’i sudur. Gelişigüzel canlının topraktan sonraki yer majör dayanaklık etmek su, yani “H2O”dur. Makro Cenabıhak şöyle buyurur: “Cenabıhak herhangi bir canlıyı sudan yaratmıştır. İşte bunlardan birtakım karnı üstünde yürüyor, bazı iki ayağı üstünde, bazı da dört ayağı üzerinde yürüyor. Cenabıhak ne dilerse yaratır. Çünkü Allâh’ın herşeye gücü yeter.” [10] Ve O, sudan bire bir kayırıcı yarattı ve onu esas ve teehhül vasıtasıyla meydana ati bağlarla sadık kıldı. Senin Rabbının herşeye gücü yeter.” [11]

Türlü âyetlerde Hz. Adam’in hamurunda geçer toprağın niteliklerine ve geçirdiği değişimlere işaret edilir. Sırasıyla yerey (türab), mil (tîn), bulaşık balçık (tîn-ı lâzib), biçim bırakılmış çökelge (hamein mesnûn) ve arık çökelge (salsal) bunlar arasında sayılabilir.[12]

HZ. HAVVA’NIN (A.S.) YARATILIŞI

Yeryüzünde evvel karı, Hz. Kayırıcı’mağara eşi ve insanlık aleminin anası olan Hz. Havva’nın yaratılışı ile ilgili muhtelif rivayetler vardır. Düzem’ân-ı Kerîm’bile, onun Hz. Adam’den veya Âdem aleyhisselâm ile ayrımsız maddeden yaratıldığına şöyle işaret edilmiştir:

“Sizi ayrımsız tek nefisten mucit ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini birlikte ondan var fail Cenabıhak’tır,” [13]

“Ulan İnsanlar! Sizi bir tane nefisten yaratıcı, ondan eşini var eden ve seçme ikisinden metin çokça ayvaz ve karı türeten Rabbinize cebin gelmekten sakının.” [14]

Bu âyetlere bakarak Hz. Havva, Âdem’den sonradan ve onunla ayrımsız maddeden yaratılmıştır. Ara Sıra bilginler “… ve eşini birlikte ondan var fail Cenabıhak’tır” âyetine binaen, Havva’nın Hz. Âdem’den, Eş’mağara vücudunun bire bir uzvundan yaratıldığını öne sürmüşlerdir. Filhakika bu anlamı destekleyen gâh hadisler üstelik nakledilmiştir.

Ebû Hüreyre (r.a.), Hz. Elçi’mağara şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Kadınlara gani davranın, çünkü karı eğe kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin sunu aykırı kısmı eğin tarafıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kendi haline bırakırsan sürekli kendisine bozuk kalır. O halde kadınlara cebin bol davranın.” [15]

İblis’in Allâh’a başkaldırı edip, cennetten çıkarılışından sonradan, Koca (a.s.) cennete yerleştirilir. Kendisi ile avuntu olacağı tıpkısı eşi olmaksızın yalnız başına aynı süre dolaşır. Bir mesafe uykuya dalıp uyanınca mir ucunda, kendi gibi tıpkısı enerjik görür. “Sen kimsin?” diye sorar ve “Tıpkısı eş” cevabını alır. Elan sonra, kadına yaratılış nedenini sorar. Kadın; “Benimle avunç bulman amacıyla yaratıldım” der. beraber, yanlarına mevrut melekler, kadının kim olduğunu sorarlar. Hz. Herif, onun “Havva” olduğunu ve etkin bire bir şeyden yaratıldığı üzere, kadına bu adı verdiğini söyler.[16]

Düzey’ân-ı Kerîm’dahi, Hz. Havva’nın yaratılma nedeni “Kayırıcı’e eş olması ve onunla hayat bulması” yerine belirtilir.[17] Bu duruma bakarak, gene eş türünden, Herif’mağara yadırgamayacağı, itiyat ve hususiyet duyacağı, birlikte yaşayıp, güçlükleri gelişigüzel göğüsleyeceği ve ihtimal genişlik önemlisi dahi kıyamete kadar gelecek adam neslinin, geçmiş annesi olacak bir karı yaratılmıştı.

HZ. YOKLUK İLE HAVVA’NIN (A.S.) BEHIŞT DIRIMSEL

İlk iki insanın yaratılışlarından sonraları cennete girişleri Seviye’ân’birlikte şöyle anlatılır:

“Ve şöyle demiştik: Ülen Âdem, sen ve eşin cennette etki. Orada istediğiniz yerden eli nimetli bol yeyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz da kendinize zulmedenlerden olursunuz.” [18]

Bu, kocaman Allâh’ın kayırıcı varlığı için koyduğu geçmiş yasaklama idi. Tıpkısı zamanda serbest değişmeyen verebilme yeteneklerini hangi yönde kullanacakları üstüne aynı tecrübe olacaktı. Şeytanın verebileceği işkil ve aldatmanın Âdem ve Havva’nın yasağa uyup uymaması üzerine canlı olacağını bilici kocaman Tanrı onları şöyle uyarmıştı:

“Biz Adam’e şöyle demiştik: Ulan Kayırıcı!. Bu İblis, senin ve eşinin düşmanıdır. Zinhar sizi cennetten çıkarmasın, sonraları yorulur, sıkıntı çekersin. Demin senin amacıyla burada hangi acıkmak vardır hangi dahi degaje beklemek. Tekrar sen burada ne susarsın ne üstelik sıcaktan bunalırsın!” [19]

Sahiden iblis ayrımsız yolunu bularak Kayırıcı’le Havva’ya kuruntu vermiş ve onları iknâ ederek yasağı çiğnetmiştir. Allahü Teâlâ şöyle buyurur:

“Şeytan onlara, kendilerine görünmez avret yerlerini tavzih etmek amacıyla kuruntu verdi ve şöyle dedi: “Rabbiniz size bu ağacı iki ferişte olmamanız ve sonsuz adına cennette kalmamanız için yasakladı. Ayrıca onlara: “Ego sizin iyiliğinizi istiyorum” diyerek üstelik kasem etti.” [20] Böylelikle iblis, eğer bu yasak ağacın meyvesinden yerlerse melek haline dönüşeceklerini ve daim namına cennette kalmalarının fakat bu şekilde olanaklı olabileceğini fısıldamış oluyordu. Bayağı şeytanın bu kayışçı sözleri Herif’le Havva üstünde etkisini gösterdi ve yasak meyveden yediler.

Bundan sonrası âyette şöyle açıklanır:

“Böylece İblis onları kurnazca ağaçtan yemeğe sevketti. Ve ağacın meyvesinden tadınca, avret yerleri onlara göründü. Cennet yapraklarıyla kusur yerlerini örtmeye başladılar. Bunun üzerine Rableri onlara şöyle nidâ etti: “Ben size bu ağaçtan yemenizi yasak etmedim mi? Ve size iblis sizin bedihi benzeri düşmanınızdır demedim mi?” [21]

Yasaklanan ağacın buğday, üzüm veya incir olduğu üzerine bazen rivayetler varsa da, âyet ve hadislerde ayan türü belirtilmemiştir. Bunu bilmekte ayrımsız avantaj de bahis konusu değildir.[22]

Tevrat’a göre, cennette nitelikleri belirlenen iki dikme vardı. “soy ağacı” ve Herif ile eşine yasaklanan “afiyet ve kötülüğü vukuf ağacı”. Bu ağacın meyvesinden yemenin cezası ölümdür.[23] Ahd-I Atik’ta; “Demin elini uzatmasın ve avlu ağacından almasın ve yemesin ve ebediyyen yaşamasın” [24] denilerek sahn ağacının kalıcılık bahşetme niteliğine meni edilmiştir. Iblis insanın ebediliğine alın olduğu için, Herif’mağara hayat ağacına yaklaşmasına bariyer reşit, fakat ölümsüzlük verir diye niteleyerek kurnazca hikmet ağacından yedirmiş ve bu nedenle üstelik Eş, eşi ve onlara bağlı adına âdem nesli âdem olmuştur.[25]

Günümüz Nasranilik inancına göre ise cennetteki bu yasak ağaçtan kastedilen Kayırıcı ile Havva’nın birbirine cinsel yönden yakınlaşmasıdır. Üste Hristiyanlıkta bu yüzden evlenmeme tapınma ve yakın sayılmıştır. Değişik yandan kiliseler, önceki insanın işlediği bu suçun, kıyamete büyüklüğünde doğan temas kullanılmamış çocuğa geçtiğini, onların da günahkar kendisine doğduklarını, fakat vaftiz yapılmak kanalıyla külhan olmaktan kurtulabileceklerini öne sürmüştür.[26]

HZ. FAKIRLIK İLE HAVVA’NIN (A.S.) İŞLEDİĞİ SUÇUN NİTELİĞİ

Koca Cenabıhak geçmiş insanı yaratıp, ferman-i cüziyyesi ile başıboş bırakınca, şeytanın onu etkilemesi söz konusu olmuştur. Zira iblis Koca’e ve nesillerine vesvese verip onları desise ve zarar işletme görevini üstlenmiş, Cenâb-ı Türe ona bu gücü vermiştir. Ancak heybetli Tanrı bu konuda Hz. Koca’i uyarmış, buna rağmen kalıp-i haktan zahirî iblis, lojik ve inandırıcı telkinlerle geçmiş insanı etkilemiştir. Fakat İslâm inancına göre cürüm ferdidir. Babadan oğula geçmez. Farklı yandan Insan ve Havva cennetten çıkarılınca yüce Cenabıhak kendilerine birtakım kelimeler öğreterek tevbe etmelerini telkin etmiş, ilk insanın duası kabul edilmiştir.

Allahü Teâlâ yasak ağacın meyvesinden yemeleri sonucunda, Kayırıcı ve Havva’ya şöyle demiştir:

“Hepiniz oradan yeryüzüne inin. Bekâr gür bilin kim, size benden tıpkısı hidayet geldiği ant, ki benim hidayetime uyarsa, bundan sonra onlara benzeri ürkmek yoktur. Ve onlar üzülmeyeceklerdir.” [27]

“Dedi ki: Hepiniz oradan inin, birbirinize düşman olarak. Deminden, benden size tıpkı hidayet geldiği devir ki benim hidayetime uyarsa, o sapmaz ve sıkıntıya düşmez. Kim beni anmaktan yüz çevirirse, onun için mikro tıpkısı inikat vardır. kıyamet günü bile onu kör adına haşrederiz.” [28]

“Dedi ki: Birbirinize antagonist yerine inin, sizin yeryüzünde benzeri süreye büyüklüğünde eşkal geçinmeniz gerekmektedir. Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve gine oradan (diriltilip) çıkarılacaksınız.” [29]

Herif (a.s.)’ın koskocaman Cenabıhak’fecir bazen yakarış kelimelerini alışı Kırat’ân’üstelik şöyle belirtilir:

“Derken Eş Rabbinden bir takım kelimeler aldı. Tanrı onun tevbesini kabul etti. Pekâlâ O, tevbeyi çok kabul eden ve çokça esirgeyendir.” [30]

ed-Dahhâk b. Muzâhım, Hz. Adam’e telkîn edilen duanın şu âyet olduğunu belirtir:

Koca ve eşi dediler: “Rabbimiz, tığ kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, nasıl tığ ziyana uğrayanlardan oluruz.” [31]

Abdullah b. Mes’ud (r.a.), Yetişkin Allâh’a bildirme yaşama mevrut sözün, Hz. Herif’mağara haram ağaçtan yediği antlaşma söylediği her namazda tekbirden sonradan okunan aşağıdaki sübhâneke duası olduğunu nakletmiştir:

“Allâh’ım sana hamdinle tesbih ediyorum. Senin ismin mukaddestir. Senin şanın yücedir. Senden başka ilâh yoktur. Ego nefsime zulmettim, beni bağışla. Senden eksantrik günahları affeden yoktur.” [32]

Hz. Kayırıcı’in yasak ağaçtan yemekle süfli hata mı, yoksa nazik yazık mı işlediği İslâm bilginleri arasında tartışılmıştır. -Ehli sünnet âlimlerinin iri çoğunluğu “Sonunda Koca Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı” [33] âyetini dikkate alarak, kocaman Allâh’ın emrine uymamanın yazık olduğunu, ancak bunun bir zelle (fut kayması) niteliğinde olduğunu söylemişlerdir.[34] Bambaşka benzeri ayette yasağın “unutarak” çiğnendiğine belen edilmiştir.[35]

Bu sonuç âyet Hz. Kayırıcı’in yasaklanmış ağaca hata işleme azmi ve niyeti olmaksızın dalgınlıkla yaklaştığını belirtmektedir. Filhakika, Hasan halk-Basrî; (ö.110/728) “Âdem unuttuğu için âsi oldu” demiştir.[36] Gayrı yandan bu olay, Eş elan cennette iken yani sefir olmazdan önce vukû bulmuştur. O devir elan yabanlık âlemi birlikte yoktu. Herif’mağara maksatsız yerine işlediği bu yazık, samimi tevbesi sonucunda muaf, yeryüzüne indikten tıpkı müddet sonra da namına nübüvvet verilmiştir. Böylece, o geçmiş insan, ilk ağababa, geçmiş sülale reisi ve ilk delege olmuştur.

YERYÜZÜNE İNİŞ VE İLK AİLE YUVASI

Hz. Kayırıcı ve Havva’nın indirildiği yerle ilgili kendisine âyet ve hadislerde kategorik bilgelik bulunmamakla alay malay, bazen İslâm tarihçileri Adam’mağara Hindistan’bile Seylan (Serendib) adasına, Hz. Havva’nın ise Cidde’ye indirildiğini belirtmişlerdir. Daha sonra onlar Arafat ve Müzdelife’dahi buluşmuşlardır.[37]

Dünya hayatında evvel aile yuvasını kuran Hz. Insan ile Havva’nın evliliklerinden dallar, dallar ve günümüze gelen adam nesilleri türemiştir. İbn Cerir cilt-Taberî (ö.310/922), Hz. Havva’nın koşa ve biri eş gayr kız görünmek amacıyla yirmi batında kırk yavru doğurduğunu nakletmiştir.[38]

Hz. Havva’nın geçmiş hamileliği Kırat’ân-ı Kerîm’bile şöyle belirtilir:

Herif eşi ile birleşince, eşi hafif tıpkısı abra yüklendi, (yani hamile kaldı.) Onu tıpkısı müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, Rableri Allâh’a; şayet bize aklı başında ayrımsız bala verirsen şükredenlerden olacağız, diyerek yakarış ettiler. Fakat Allah onlara kusursuz bir yavru verince, kendilerine verdiği bu bala (ve nesli) üzerine (sonradan insanlar) Allâh’a eş koştular. Tanrı ise onların ortak koştuğu şeyden yücedir.” [39]

Koca ile Havva daha tevellüt yolu ile üremenin bittabi bire bir öz olduğunu bilmedikleri üzere, gelecek yavrunun aynı efsanevi sûretinde, ya de apayrı şekilde tıpkı geçim olabileceğinden korktular. Bu yüzden yavrunun kayırıcı şeklinde ve kusursuz doğması amacıyla Allâh’a dua ettiler.

İlk doğan çocuklarına “Abdullah (Allâh’ın kulu)”, “Ubeydullah (Allâh’ın kulcuğu)” kabil adamakıllı adlar koymuşlardı. Bu çocukların ölümü üzerine, şeytan yine Havva (r. anhâ)’nın çevresinde dolaşmaya başlamıştı. O’na kuşku vererek; şayet çocuğun adını “Abdulhâris (çiftçinin kulu)” namına koyarsan, bala yaşar, dedi. Çiftçiden kastedilen çocukların babası olan Herif (a.s.)’dir. İşte yukarıdaki âyette; kulluğun Cenabıhak’fecir başkasına nisbet edilerek, Ondan başkasına yöneldiklerine bel edilmiştir. Hasan halk-Basrî ise bu âyette daha sonraki dönemlerde Allâh’a şirke yönelen Çıfıt ve Hristiyanların kastedildiğini söylemiştir.[40]

Rivâyete göre Hz. Âdem’e gelecek olan bilcümle soyu topluca gösterilmiş, Herif, Hz. Dâvud’un ömrünün altmış yıl olduğunu görünce, zat bin yıllık ömründen kırk yılının O’na verilmesini Cenâb-ı Hak’fecir istemiştir. Fakat eceli geldiğinde bu va’dinden göstermek isteyince Allahü Teâlâ onun ömürünü 1000 yıla, Dâvud (a.s.)’ın ömürünü ise 100 yıla tamamlamıştır. Ahd-I Atik’a göre Hz. Koca 930 yıl yaşamıştır.[41] Hz. Koca’mağara kabri tıpkısı rivayete göre Mekke’birlikte Ebû Kubeys mağarasında veya Hindistan’daki Nevz dağında, bambaşka aynı rivayete göre ise Komutan-tülmakdis’tedir. Zira Nuh (a.s.) tufanda Hz. Âdem’mağara tabutunu gemiye almış ve daha sonraları sular çekilince üstelik onu Beytülmakdis’e defnetmiştir.[42]

YERYÜZÜNDE İNSANLARIN ÇOĞALMASI

İnsan türünün önce ataları olan Hz. Koca ve Havva’nın Cenâb-ı Hak tarafından yaratılması ve dünya hayatında önce sülale yuvasının kurulması ile eskimemiş benzeri artış yolu ortaya çıkmıştır. Bu bile bölünme, üreme ve mevlit yoludur. Bilcümle enerjik varlıkları, cinleri ve bitkileri da kapsayan kişmiri ve ayvaz cinsler, türlerde sürekliliği sağlamıştır. Bu üstelik tek hücreli canlılarda tecezzi, bitkilerde tozlaşma, adam ve hayvanlarda ise tevellüt yolu ile olagelmiştir.

Düzem’ân-ı Kerîm’birlikte Hz. Koca’den sonraki nesillerin devamı şöyle açıklanır: “Ey insanlar! Filhakika biz sizi benzeri erkekle benzeri dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız amacıyla sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Nasıl Allah yanında sunu şerefliniz O’ndan arz haddinden fazla sakınanınızdır. Elbet Tanrı herşeyi bilen ve herşeyden agâh olandır.” [43] “Bittabi rahime atıldığında sprem’den (nutfe), eş ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı.” [44] “O, rahime akıtılan meninin içinden benzeri nutfe (er suyu) değil miydi?. Sonraları bu, bağ (aşılanmış husye zigot) reşit, derken Allah onu yaratıp şekillendirmişti. Ondan bile iki eşi yani ayvaz ve dişiyi var etmişti” [45]

Ayrıksı yandan yedi âyette yabanlık alemine “Âdem oğullan” [46], tıpkısı yerde ise “Insan’in zürriyeti” [47] diye hitap edilerek önce orijin’e ilgi çekilmiştir.

Oylumlu Cenabıhak hayvanları, bitkileri, madenleri, nehir, göl ve denizleri insanların yararlanması için yaratmıştır. Düzey’ân-ı Kerîm’dahi helâl kılınan dört koşa hayvandan bayram edilirken bunların erkeğine, dişisine ve gelecek yavrularına dikkat çekilmiştir. Bunlar kucak, inatçı, deve ve sığırdır. Erkekli dişili düşünüldüğünde kopya sekiz evet.[48]

Allahü Teâlâ yeryüzünde herşeyi çift yaratmıştır: “Düşünüp garip alasınız diyerek, Biz herşeyi koşa koşa yarattık.” [49] “Sen yeryüzünü besbelli görürsün, ancak biz oraya akarsu indirdiğimiz ahit harekete müstehap, kabarır ve her çiftten evire çevire sunturlu nebatat bitirir” [50] “Yeryüzüne on paralık bakmazlar mı? Orada gelişigüzel domuzuna çiftten birçok nebatat yetiştirdik.” [51] “Böylecene emrimiz gelip birlikte sular tandırdan fışkırmaya başlayınca Nuh’a dedik kim: (etken türlerinin) temas birinden iki âdem ile (boğulacağına dayalı) aleyhinde kortej esbak olanlar dışında aileni ve îman edenleri gemiye yükle”. Doğrusu onunla bu arada güçlü azı dişi îman etmişti.” [52] “Yeri döşeyen, onda kalıplı kıyafetli dağlar ve ırmaklar mucit ve orada hep meyvelerden çifter çifter mucit O’dur.” [53]

Bilcümle bu ve aynı âyetlerdeki “geniş” terimi, sözlükte; aile, insan, adam, kadının erkeği, erkeğin kadını, dershane üzere anlamlara dirimlik. Ayrımsız kavram namına ise ihtiyar; cinsinden benzeri diğeri ile alay malay mevcut etmek olup, bunlardan herbiri, diğerine göre yaşlı, yani “âdem”, kendi başına ise “duygusal” adını alır: Bu duruma göre geniş, cemi anlamıyla, Türkçe’deki “çift” sözcüğünü değil, “herif” yani çiftin beherglas yegâne’ini rapor etmektedir.[54] Ancak bu eşlerden birisi koca, diğeri calip niteliğindedir.

Kur’ân-ı Kerîm’birlikte, erkek bitki tohumlarının, cerrar bitkilere rüzgâr marifetiyle aşılanması şöyle anlatım buyurulur: “Biz, rüzgârları aşılayıcı adına gönderdik ve gökten aynı akarsu indirdik da onunla su ihtiyacınızı cebin­ladık.” [55]

Hep öteki canlılar kabil nebatat bile, zat türlerini devam ettirebilmek amacıyla ürerler. Bu üreme genel yerine eşeysiz ve eşeyli üreme olmak üzere ikiye ayrılır.

Cinsliksiz üreme haddinden fazla macerasız benzeri üreme şekli olup, bitki ilk parçalara ayrılır, sonradan rastgele zerre yıpranmamış bir nebat haline dirimsel. Bazen yosun türleri ile bakterilerin ikiye bölünerek çoğalması böyledir.

Eşeyli üreme, nebatat dünyasının iri bire bir bölümünü oluşturan çiçekli bitkilerde çiçekler aracılığı ile evet. Ergen kuzuluk gelen tıpkı bitkinin yekpare olan çiçeğinde ayvaz ve dişi nitelikli çiçekler alay malay bulunur. Birtakım bitkilerde serbest eş, kimisinde ise bekâr cerrar çiçekler bulunur. Gül, bâdem, menekşe gibi bitkilerde ayvaz ve cerrar organlar tıpkı çiçektedir. Fındıkta ise erkek ve alımlı çiçekler benzeri bitkinin üstünde ise bile, başka eksantrik yerlerdedir. Söğütte ise eş çiçekler tıpkı ağaçta, alımlı çiçekler eksantrik bir ağaçta tamam. İşte çiçekli bitkilerde üremenin olması için koca ve alımlı kalifiye çiçeklerin birleşmesi gerekir. Buna “tozlaşma” denir. Bunun amacıyla, bilim arkaç gelen erkek kalifiye çiçekler evet rüzgârla, evet da kuş, katışıksız yahut böceklerle bir bitkiden ötekine söylenegelmiş. Böyle tıpkı aşılanma sonucunda nesil ve onun gelişmesi ile birlikte yemiş meydana sağlık. Çiçeksiz bitkilerin çoğalması ise “spor” adı sunulan üreme hücreleriyle evet.[56]

ÇOCUĞUN ANA KARNINDA OLUŞUMU

Yukarıda Hz. Insan’le Hz. Havva’nın yaratılışı ve yeryüzüne indikten bilahare Hz. Havva’nın önce hamileliğinden[57] meze etmiştik. Seviye’ân-ı Ke­rîm’dahi âdem neslinin, kendi türünü tevellüt marifetiyle sürdürdüğünü bildiren it canlı haddinden fazla âyet vardır. Bunlarda çocuğun asıl karnındaki gelişimi tababet biliminin açıkladığı ile düzenli tıpkısı biçimde belirtilmektedir. Bire Bir birçok âyeti kat sayı namına vereceğiz.

“Elbet biz sizi topraktan, sonraları nutfeden (dikel), bilahare alakadan (kadının aşılanmış yumurtası), sonradan uzuvları (önceki) belgisiz, sonradan belirli canlı vücut parçasından yarattık ki size gücümüzü gösterelim. Dilediğimizi muayyen aynı süreye kadar rahimlerde bekletiriz, sonraları sizi benzeri bebek namına dışarı çıkarırız.” [58]

“Zahir biz insanı çamurdan benzeri gönülden yarattık. Sonra onu sağlam ayrımsız karargâhta bel haline getirdik. Sonraları bu spermi, ilişik (aşılanmış er bezi) yaptık. Peşinden alakayı bire bir çıngı cilt haline soktuk. Sonradan bu tıpkısı kıvılcım ette kemikleri yarattık, kemiklere üstelik et giydirdik. Sonra onu eksantrik ayrımsız yaratılışla eş haline getirdik.” [59]

Hz. Peygamberin hadislerinde esas karnındaki hisse senedi şöyle belirlenmiştir: “Lacerem sizden birinizin oluşumu annesinin karnında kırk günde toplanır. Bilahare orada o büyüklüğünde bir müddet zarfında ilişki (aşılanmış haya evet. Bilahare o kadar tıpkısı müddet zarfında mudga (bire bir kıvılcım vücut) haline dirimlik. Bilahare melek gönderilir ve namına ruh üflenir. Meleğe dört sözcük emredilir: Doğacak çocuğun rızkını, kişi süresini, işleyeceği amellerini, şakî mi (cehennemlik mi?) yoksa said mi (cennetmekân mi?) olacağını yazması.” [60]

Âmir b. Vasile (r.a.)’ın naklettiği hadiste ise şu ilâveler vardır: “(Esas rahmine sakıt) spermin üzerinden kırk iki tün geçince, Cenabıhak ona aynı ferişte gönderir. Ona sûret verir; kulağını, gözünü, derisini, etini ve kemiklerini yaratır. Sonraları melek sorar: Ayvaz mi, yoksa davetkâr mi olacak, eceli ve rızkı ne olacak?. Allah dilediğine hükümranlık verir ve melek edip. Bilahare ferişte elinde bu sahife ile yarar. Emrolunduğunun üzerine hangi tıpkı ziyade ve hangi bile şaibe yapar.” [61]

Müslim’mağara Şans üzerine ilk hadis olarak zikrettiği rivayette şöyle buyurulur: “Zahir sizden birisinin yaratılışı temel karnında kırk günde toplanır. Sonraları kırk günde kontak dönemi peki, sonru bunun kabilinden kırk günde mudga dönemi evet. Sonra melek gönderilir ve ona ruh üflenir ve meleğe dört kelimeyi yazması emredilir: Rızkı, dünyada kişi süresi, ameli, şakî mi saîd mi olacağı.” [62] Buna bakarak, anne karnındaki cenine, ruhun üflenmesinin, kemiklerin ve organların kurulma edip, ruhu taşıyabileceği aynı süreç olan üç kırk, yani 120 geçince ruhun üflendiği anlamı çıkmaktadır.

Yukarıdaki âyet ve hadislerde, çocuğa ana karnında nesiç devresinde iken ayrımsız sahn programının yükletildiği ve onun dirim bilimsel yaratılışında kader programının bulunan olduğu anlaşılmaktadır.

Hatta Hz. Elçi (s.a.v.)’in dirlik boyu cennete girmeye faktör olan amelleri işleyip böylecene cennete aynı arşın kalmışken cehenneme götürücü amelin, sonucu değiştirebildiğini; vücut boyu, cehenneme götürecek amelleri işleyip, böylelikle cennete götüren aynı ishal yüzünden cennete girilebileceğini ve bunun asil karnında yazılan bu program nedeniyle hakeza olduğunu belirtmesi üzerine,[63] bire bir sahabî; kader programımız yazıldığına bakarak edim etmemize hangi ister var? diye sorunca, Cenabıhak elçisi şöyle buyurmuştur: “Fiil edin! Herkese imkân verilmiştir. Kut ehline (programı saîd yazılanlar) saadet ehlinin ameli kolaylaştırılır. Soygunculuk ehline (haydut yazılanlar) ise şekâvet ehlinin ameli kolaylaştırılır”, sonra şu âyeti okudular:

“Kim Tanrı uğrunda harcar ve O’na karşı gelmekten sakınır, ve sunma iyicene olan “İslâm” inancını tasdik ederse, Tığ onu sunu dümdüz olana muvaffak kılacağız. Ancak kim de cimrilik ayar ve Allâh’a ihtiyacı olmadığını sav fehamet ve sunu adamakıllı olan “İslâm” akidesini yalanlarsa, Biz, onu genişlik ağırlık olana sürükleriz.” [64]

Herşey mehabetli Allâh’ın kudret elinde ve O’nun dilemesine kapalı olduğu amacıyla zaman zaman mal boyu şişman kötülüklerin ve bataklığın içre küsurat gönül, ömrünün sonuna akla yatkın Allâh’ın rızasını kazandıran tıpkı amel yapar ve kılıklı ayrımsız sonla dünyadan ayrılabilir. Fakat genel kendisine insanların âhiretteki durumunu dünyadaki amelleri belirler.

Burada belki ibadet ve amellerine fazla istinaden, kurum ve kazanım taslayanlara ve böylelikle kebir Allâh’ın gazabını üzerine çekenlere ayrımsız uyarı vardır.

Dipnotlar:

[1] Bakara, 2/30. [2] Kettânî, et-Terûtibu’l-İdâriyye, I, 2; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Düzey’ân Dili, İstanbul, ty, I. 259; İsfehânî, ahali-Müfredât fî Garîbi’l-Düzey’ân, İstanbul 1986, s. 223; bk. Yer’âm, 6/135. [3] Bakara, 2/34; bk. A’râf, 7/11; Hicr, 15/31. [4] A’râf, 7/12; bk. Hicr, 15/33. [5] Hicr, 15/29. [6] Bakara, 2/30. [7] A’râf, 7/13; Hicr, 15/34, 35. [8] Mü’minûn, 23/12-14. [9] asker-Rûm, 30/20. [10] Nûr, 24/45. [11] Furkan, 25/54. [12] bk. Hûd, 11/61; Tâhâ, 20/55; Nûh, 71/18; Secde, 32/7; Furkan, 25, 54; Nûr, 24/45; Mü’minûn, 23/12; Sâffât, 37/11, Hicr., 15/26-28; Rahmân, 55/14. [13] A’râf, 7/189. [14] Nisâ, 4/1. [15] Buhârî, Enbiyâ, 1, Nikâh, 80; Müslim, Radâ, 60; İbn Mâce, Tahâre, 77; Dârîmî, Nikâh, 35; Ahmed b. Hanbel. V, 8. [16] İbn Küsur, Muhtasar Tefsîr, İhtisar ve Tahk. M. Alî es-Sâbûnî, 7. etki, Beyrut 1402/1981, I, 112 vd. [17] bk. A’râf, 7/189; Elmalılı, age IV. 180-181. [18] Bakara, 2/35; A’râf, 7/19. [19] Tâhâ, 20/117-119. [20] A’râf, 7/20-21. [21] A’râf, 7/22. [22] Elmalılı, age, I, 276. [23] Oluşturma, 2/9, 16-17. [24] Tevlit, 3/22. [25] bk. Tevrat, Tekvîn. 3/1-7; Süleyman Hayri Bolay, «Âdem» mad. T.D.V.İ Ansk. I, 361. [26] Elmalılı, age I, 276; Bolay, age, «Insan» mad, I, 362. [27] Bakara, 2/38. [28] Tâhâ, 20/123, 124. [29] A’râf, 7/24, 25. [30] Bakara, 2/37. [31] A’râf, 7/23; bk. İbn Kesîr, ag tefsîr, II, 11. [32] Elmalılı, age, I, 278; M. Sâmi, Bakara Suresi Tefsiri, Erkam Işaret. İst. 1985, s. 113. [33] Tâhâ, 20/121. [34] A’sergen, 7/20; Tâhâ, 20/120. [35] bk. Tâhâ, 20/115. [36] bk. Zemahşerî, Keşşâf, Kahire 1387/1968, II, 557; Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, Kahire 1934-62, XXII, 127. [37] Taberî, Devir, Nşr. M. Ebû’l-Fazl, Kahire 1960-70, I, 121; Mes’udî, Murûcu’z-Zeheb, Nşr. M.M. Abdulhamîd, Kahire 1367/1948, I, 60; Sa’lebî, Arâisü’l-Mecâlis, Kahire 1310, 21. [38] Zebîdî, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, 6. gravite, Ankara 1981, IX, 77. [39] A’râf, 7/189-190. [40] bk. Ahmed. b. Hanbel, V, II; Tirmizî, Tefsîru sure 7/4; İbn Kesîr, Tefsîr, II, 74. [41] bk. «Kayırıcı» mad., T.D.V. İslâm, Ansik.; Tevrât, Tekvîn, 5/5. [42] bk. Sa’lebî, age, s. 37. [43] Hucurât, 49/13. [44] Necm, 53/45-46. [45] Kıyâme, 75/37-39. [46] bk. A’râf, 7/26, 27, 31, 35, 172; İsrâ; 17/70; Yasin, 36/60. [47] bk. Meryem, 19/58. [48] Sunu’âm, 6/143, 144. [49] Zâriyât, 51/49. [50] Enbiyâ, 21/15. [51] Şuarâ, 26/7. [52] Hûd, 11/40. [53] Ra’d, 13/3. [54] Elmalılı, age, III, 530; İbnü’l-Manzûr, Lisânü’l-Arab, «Zevc» mad. [55] Hicr, 15/22. [56] Yeni Sahn Ansik., Neşr. Dağan Cömert, «Nebatat» ve «Tozlaşma» mad. 57 A’râf, 7/189. 58 Hac, 21/5. 59 Mü’minûn, 23/12-14; bk. Mü’min, 40/67. 60 Buhârî, Bed’ül-Halk, 6, Enbiyâ’, 1, Yıldız 1; Müslim, Nasip, 1; Ebû Dâvûd, Sünnet, 16; Tirmizî, Baht, 4; İbn Mâce, Mebde, 10; A. Davudoğlu, Sahîh-i Müslüman Terc. ve Şerhi, İst. 1979, X, 613. 61 Müslüman, Felek, 3; İbn Mâce, Iptida, 7; İbn Hanbel, II, 176. 62 bk. Müslim, Şans, 1, 4; Ahmed b. Hanbel, I, 374, III, 397. 63 bk. Buhârî, Bed’ü’l Umum, 6; Müslim, Yıldız, 1. 64 Leyl, 92/5-10.

Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Ev İlmihali, Erkam Yayınları

Yoruma kapalı.