Genel Blog

Kürtaj Nedir? Nasıl Yapılır?

3

Kürtaj, rahim içerisindeki fetüsün çeşitli yöntemler aracılığıyla alınması işlemidir. Kürtaj sadece istemli gebelik alınması için yapılmaz, düşükten sonra içeride kalan gebelik parçalarını almak için veya ölü gebelikleri almak için de yapılır.

Dış gebelik kürtaj ile alınamaz. Bunun için ilaç tedavisi yahut ameliyat gerekir. Dış gebeliğin ne olduğuna gelir isek gebelik ürünü olan döllenmiş yumurtanın rahim boşluğunun dışına yerleşmesiyle oluşan bir gebelik komplikasyonudur. Çoğunlukla embriyo canlılığını sürdüremez. Bu tip vakalarda tıbbi açıdan kürtaj mümkün olmadığı için problem ameliyat veya ilaç tedavisi ile giderilir.

Kürtaj Ne Zamana Kadar Yapılabilir?

İstemli kürtajın yapılabilmesi 10 haftalık gebeliklere kadar mümkündür. Burada hamilelik haftası hesaplanırken son adetin başladığı tarih baz alınır ve ultrason ile teyit edilir.

Kimler Kürtaj Yaptırabilir?

18 yaşından büyük ve evli olan kadınlar eşlerinin imzası ile onay alarak kürtaj olabilirler. 18 yaşından büyük ve bekar olan kadınlar ise sadece kendi rızaları ile kürtaj olabilirler. 18 yaşından küçük olanların evli veya bekar olsalar da anne-babalarının onayı gerekir. 15 yaşından küçükler ailelerinin izni dahi olsa kürtaj olamazlar, öncelikle durumun adli mercilere bildirilmesi gerekir. 10 haftadan büyük gebeliği olanlar onay verseler dahi yasal olmadığı için ülkemizde kürtaj işlemleri yapılamaz. 10 haftadan büyük gebeliklerde ancak fetüste yahut bebeğin herhangi bir başka evresinde ciddi bir doğumsal özür varlığında veya anne hayatını tehlikeye sokacak ciddi bir hastalık varlığında kurul kararı ile gebelik sonlandırılabilir.

Kürtajın Ülkemizdeki Durumu

Osmanlı’da uygulanan şer’i hukuku incelediğimiz zaman diğer korunma yöntemlerine oranla kürtaj konusundaki görüş ayrılıkları daha fazladır. İslam hukukçuları, çocuk düşürmenin hükmünü genel olarak ele almış ve anne rahmine düşmesinin üzerinden dört ay geçen yani kendisine ruh üflenen çocuğun kürtaj edilmesinin haram olduğu hükmünde görüş birliği etmişlerdir. Yani kürtajın yapılabilmesi için dört aylık sürenin aşılmaması gerekir. Ancak, çocuğun anne karnında kalmasının annenin ölümüne neden olacağı bu nedenle çocuğun alınmasının zorunlu olduğu hallerde, anneyi kurtarmak amacıyla çocuğun düşürülmesine cevaz vermişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 1950’lerin sonuna kadar belirgin olarak nüfusu arttırmaya yönelik bir nüfus politikası izlenmiştir. 1950’lerin sonuna kadar devam eden bu politika nedeniyle, gebeliği önleyici yöntemlerin üretilmesini, ithalini, uygulanmasını yasaklayan ve gebeliğin isteyerek düşükle (kürtaj) sonlandırılmasını suç sayan yasal düzenlemelere gidilmiştir. Bunun yanında, çok sayıda çocuk sahibi olmayı doğrudan ya da dolaylı olarak teşvik etmek üzere, ücretsiz doğumevleri kurulmuş, altı çocuk sahibi olan kadınlara para yardımı yapılması ve madalya verilmesi uygun görülmüştür.

60’lı yıllardan itibaren, Türkiye’de planlı kalkınma hamlelerinin başlaması, 60’lı yılların sosyal ve ekonomik sıkıntıları nedeniyle %6,5’a varan doğurganlık oranının düşürülmesi zorunluluğu, 75’te 5 ve 10 yıllık kalkınma planlarının yürürlüğe konması, dünyada ise ikinci dalga feminist hareketin başlattığı cinsel özgürlük akımı, nüfus hareketlerinin kontrol altına alınmasını gündeme getirmiş, 1965 yılında çıkarılan 557 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile gebeliği önleyici yöntemlerin satışı, ithal ve uygulanması yasal hale gelmiştir. Bahsi geçen kanunun ilk maddesinde ise “fertlerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk sahibi olmaları” sözü geçmektedir. Bu amaçla, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı gerekli teşkilatı kuracak, gebeliği önleyici ilaç ve araçları muhtaç olanlara parasız veya maliyetinden ucuz fiyatla vermeye veya verdirmeye ya da sattırmaya yönelik tedbirleri alacaktır.

1983 yılına gelindiğinde ise 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile onuncu haftaya kadar gebeliklerin isteğe bağlı olarak sonlandırılması ve kadın ve erkeklerin tüplerinin bağlanması yasallaşmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 99 ve 100’üncü maddelerinde de esas alınan bu kanunun 5’ inci maddesine göre “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbî sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir.

Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir.

Derhal müdahale edilmediği takdirde hayatı veya hayati organlardan birisini tehdit eden acil hallerde durumu tespit eden yetkili hekim tarafından gerekli müdahale yapılarak rahim tahliye edilir. Ancak, hekim bu müdahaleyi yapmadan önce veya mümkün olmadığı hallerde müdahaleden itibaren en geç yirmi dört saat içinde müdahale yapılan kadının kimliği, yapılan müdahale ile müdahaleyi icap ettiren gerekçeleri illerde sağlık ve sosyal yardım müdürlüklerine, ilçelerde hükümet tabipliklerine bildirmeye zorunludur.”

Türk Ceza Kanunu

Dolayısıyla kadının üreme hakkı ve özgürlüğünün tanınmasına ilişkin ilk kısmi düzenlemelerin doğum kontrol yönteminin kullanılmasına izin veren 557 sayılı Kanun’la yapıldığı, daha geniş özgürlüklerin ise 2827 sayılı Kanun’la tanındığı söylenebilir. Ancak, gerek 557 sayılı Kanun ile doğum kontrolü uygulamalarının devlet kontrolünde serbest hale getirilmesi, gerekse kürtajın ve sterilizasyon yasal hale getirilmesine ilişkin 2827 sayılı Kanun’la getirilen düzenlemeler, Bozbeyoğlu (2011) tarafından da ifade edildiği üzere, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerindeki deneyimlerden farklı olarak tabandan/kadınlardan gelen baskı ve istekle değil, her ikisi de askeri cunta dönemlerinin ardından tepeden gerçekleşmiştir. Bu haliyle kadın özgürlük hareketinin bir parçası olmaktan çok devletin üreme üzerindeki kontrolünün bir parçası olarak biçimlenmiştir.

Sulhi Dönmezer’in de belirttiği üzere kürtajın ve sterilizasyonun yasal hale getirilmesine ilişkin düzenlemelerin askeri yönetim dönemlerine rastlanmış olması, batılı ülkelerden farklı olarak kanunun yürürlüğe girmeden önce kamuoyunda tartışılmasını önlemiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 100’ üncü maddesine göre “Gebelik süresi on haftadan fazla olan kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi halinde, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.”

Türk Ceza Kanunu

Yine 2827 sayılı Kanunun 5’ inci maddesine göre, “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir.”

Nüfus Planlaması Hakkında Kanun

Dolayısıyla çocuk düşürme suçunun konusunu teşkil eden gebelikler, süresi on haftayı geçmiş olan gebeliklerdir. Gebelik süresi on haftadan az olan gebeliklerin tıbbi yardım alınarak veya tıbbi yardım alınmaksızın istemli olarak sonlandırılması, gebe kadın açısından suç teşkil etmemektedir.

Önümüzdeki süreçte konuyla alakalı yapılabilecek bir düzenleme söz konusu olduğu taktirde, sağ doğmak şartı ile anne karnına henüz yeni düşen ceninin dahi bir hak ehliyeti olduğunu ve bu haklar arasında da yaşama hakkı olduğunun göz ardı edilmemesi gerek. Aslına bakarsak hala anne karnında olan sağlıklı cenin, kürtaj uygulaması yapılmadığı taktirde sağ doğacağı ve kürtaj uygulamasından daha önce kazanmış olduğu yaşama hakkının elinden alınacağı gözlerden kaçmamalıdır.

Suçun Failinin Biyolojik Anne Olmaması (Taşıyıcı Anne) Durumu

Suçun faili, hamileliği on haftadan fazla olan gebe kadındır. Ancak gebe kadının taşıyıcı anne olması durumunda, sorumluluğun daha ağır olması gerektiği ve suç tipinin değiştiği kanaatindeyiz. Çünkü kanun koyucu gebeliği on haftadan fazla sürmüş olan kadının kendi yumurtasından üremiş ceninin hayatına bizzat son vermesi halini cezalandırarak, kadının kendi bedeni üzerinde on haftaya kadar tasarrufta bulunmasına izin vermiştir. Oysa taşıyıcı annelik müessesesinde, taşıyıcı anne sadece döllenmiş yumurtanın muhafazasını sağlayan ve hamilelik süresince çocuğu rahminde taşımakla yükümlü olan kimsedir.

Taşıyıcı anne ve biyolojik aile arasında bir sözleşme akdedilmekte, bu sözleşme uyarınca doğacak çocuğun doğum sonrası velayet haklarının biyolojik anne ve babaya, taşıyıcı anne tarafından devredildiği peşinen hüküm altına alınmaktadır. Bu durumda, gebe kadının taşıyıcı anne olması ve gebeliği kasten sona erdirmesi halinde, kanımızca gebeliğin süresi ve evresine bakılmaksızın TCK’nın 99/1 maddesinde belirtilen çocuk düşürtme suçunun işlendiğinin kabulü gerekir. Çünkü 10 haftalık süre, sadece rahminde döllenmiş kendi yumurtasını taşıyan biyolojik anne için geçerli olup taşıyıcı anne bu madde kapsamına girmez.

Kürtajın Yasak ve Serbest Olduğu Ülkeler

2012 yılı itibariyle 68 ülkede kürtaj yasak. Bu ülkeler genelde orta ve Güney Amerika ile Afrika ve güneydoğu Asya’dan. Aralarında Brezilya, Meksika, İran, Suriye ve Endonezya’nın da bulunduğu bu ülkelerde kürtaj yasağı, hiçbir istisna olmaksızın uygulanıyor. Kürtajın tamamen yasak olduğu ülkeler listesinde Avrupa Birliği üyesi İrlanda ve Malta da bulunuyor.

Kürtaja yalnızca bazı sınırlandırmalar dahilinde izin veren ülkeler de var. Bu grupta Suudi Arabistan, İsrail, Arjantin ve Tayland gibi 58 ülke bulunuyor. Bu ülkelerin yasalarına göre kürtaj, anne veya fetüsün sağlığının tehlikede olduğu durumlarda, tecavüz ve ensest ilişki sonucu oluşan hamileliklerde veya annenin ruh sağlığının korunması için uygulanabiliyor.

Dünyada kürtajın serbest olduğu ülke sayısı ise 73.

Türkiye, ABD, Kanada ve Rusya’nın da dahil olduğu bu ülkelerin bazılarında yasalarda kürtajın hangi aya kadar yapılabileceği belirtiliyor. Türkiye’de 10 hafta olan bu süre, bazı ülkelerde 14 haftaya kadar uzayabiliyor.

Bir önceki yazımız olan Çene Kayması ve Çene Ağrıması Nedenleri başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yazıyı Değerlendir
[Toplam: 0 Average: 0]

Yoruma kapalı.