Genel Blog

Peygamberimizin Çocukları ve İsimleri Nelerdir Kısaca

150

Peygamberimizin Çocukları ve İsimleri Nelerdir Kısaca

Delege Efendimizin (s.a.v) oldukça üzen ve üzerine Ahzab suresi 28-29. ayetlerin indiği hadise…

Abdullah ibn-i Abbâs (r.a) şöyle anlatır:

Cenabıhak Teâlâ’nın, haklarında “Şayet ikiniz üstelik Allah tevbe ederseniz ne ongun, çünkü ikinizin dahi kalpleri eğildi…”1 buyurduğu vâlidelerimizin kimler olduğunu Hz. Ömer’e sormayı haddinden fazla istiyor, bunun üzere vesile kollayıp duruyordum. Nihayet onunla gelişigüzel hacca gittim. Bire Bir aleniyet Ömer (r.a) yoldan ayrılıp tıpkısı yere saptı. Ego dahi elimde deriden aynı akarsu kabı olduğu hâlde onunla birlikte yoldan ayrıldım. Ego kenarda beklerken Hz. Ömer dalkavuk tıpkı yerde tuvaletini yaptı. Yanıma gelince yiğit akarsu döktüm, abdest aldı. Ego:

“–Ulan Mü’minlerin Emîri! Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in zevcelerinden o iki karı kimdir kim, Cenabıhak Teâlâ onlar üzere «Eğer ikiniz bile Tanrı’a tevbe ederseniz ne iyi, çünkü ikinizin bile kalpleri eğildi…» buyurmuştur?” diyerek sordum.

Ömer (r.a) bana:

“–Şok ederim sana lan İbn-i Abbâs! Onlar Hafsa ile Âişe’dir” dedi.

AHZAB SURESİ 28-29. AYETLERİN ÜZERİNE İNDİĞİ HADİSE

Sonradan Hz. Ömer hâdiseyi şöyle anlattı:

“–Ego Ensâr’dan bire bir komşum ile beraber Benû Umeyye bin Zeyd yurdunda oturuyordum. Bu yurt Medine’nin Avâlî denilen semtindedir. Cenabıhak Rasûlü’nün yanına münavebeli inerdik. Tıpkı ahit o iner, bir periyot ego inerdim. Ego indiğim antlaşma o ahit vahiy ve başka şeylere dâir ne öğrenirsem sağlık komşuma anlatırdım. O üstelik indiği ahit hakeza yapardı.

Tığ Kureyş topluluğu, kadınlara dominant insanlardık. Medine’ye Ensâr’ın yanına geldiğimizde tıpkısı üstelik gördük ki onların kadınları erkeklerine gâlip geliyor. Derken bizim kadınlarımız, Ensâr kadınlarının edebinden almaya başladılar. Tıpkı dolaşma ego hanımıma kızdım; o da bana karşılık verdi. Ego onun bana saraka yetiştirip cevap vermesinden hoşlanmadım ve kendisini azarladım. Bunun üstüne o:

«–Benim sana cebin mırıldanmamı sebep uygun görmüyorsun? Vallahi Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in zevceleri dahi ona karşı mırıldanıyorlar ve birisi o aktarılma geceye büyüklüğünde Efendimiz’mağara yanına uğramıyor!» dedi.

Hanımımın bu sözleri beni ürküttü:

«–Onlardan kim bunu yaparsa perîşân peki; büyük günâh işlemiş peki» dedim.

Bilahare giyindim ve kızım Hafsa’nın yanına gittim. Ona:

«–Hafsa! Sizden biri bütün çevrim tâ geceye büyüklüğünde Tanrı Rasûlü’ne küslük haysiyet mi?» dedim. O:

«–Evet» dedi. Ego:

«–O avrat perîşân olmuş ve zarar etmiştir. Siz, Rasûlü’nün öfkesinden kontekst Cenabıhak’ın size öfkelenmesinden emîn misiniz? Bakın, bu yüzden helâk olursunuz! Sen Tanrı’ın Rasûlü’nden haddinden fazla isteklerde bulunma, ona cevap yetiştirme yarışına girişme, darılıp ondan ayrı eğlenme! Bire Bir ihtiyâcın olursa benden iste! Zinhar arkadaşın (Hz. Âişe)’nin, Cenabıhak Rasûlü’ne senden daha domuzuna ve daha sevgili olması seni aldatmasın!» dedim.

Biz o günlerde: «Gassânlılar bize karşı sefere geçmek üzere atlarını nallatıyorlarmış» diyerek havadis alıyorduk. Arkadaşım kişi nöbetinde Tanrı Rasûlü’nün yanına gitti ve yatsı vaktinde döndü. Kapımı şiddetli vuruyor aynı taraftan birlikte acelesinden:

«–Bu âdem uyuyor mu, nerede kaldı?» diyordu.

Ego korktum ve çabucak kapıya çıktım. O:

«–Çokça önemli benzeri hâdise vukû buldu » dedi. Ego:

«–Nedir o; Gassânîler mi saldırdı?» dedim.

«–Yarayışlı, fakat ondan elan büyük ve daha önemli, Rasûlullah (s.a.v) hanımlarını boşamışlar!» dedi. Ben:

«Hafsa kaybetti ve ziyana uğradı. Ego yakında böyle tıpkısı özdek olacağını biliyordum» dedim. Elbisemi giyip gittim ve Efendimiz’le bu arada sabah namazını kıldım. Rasûlullah (s.a.v), hurma kütüğünden merdiveni olan ve beş altı basamakla çıkılan namına ilişkin aynı meşrubeye girdiler ve orada bekâr kaldılar. (Meşrübe: Yerden az buçuk yüksekçe amiyane ayrımsız basar, kiler yahut takkadak görüş mânâsınadır.)

Ben Hafsa’nın yanına girdim, baktım kim ağlıyor.

«–Seni ağlatan nedir? Ben seni îkâz etmemiş miydim? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) sizleri boşadı mı?» dedim. Hafsa:

«–Bilmiyorum. O aha şu meşrubede» dedi.

Bunun üstüne Mescid’e çıktım ve Minber’mağara yanına geldim. Gördüm ki, Minber’mağara etrafında bire bir topluluk kimseler var, bazıları bile ağlıyor. Yanlarında az buçuk oturdum. Sonra içimdeki tartı cihetiyle yerimde duramayıp Efendimiz’in bulunduğu meşrubenin yanına geldim. Efendimiz’mağara yağız hizmetçisine:

«–Ömer amacıyla müsaade isteyiver!» dedim.

İçeri girdi, Efendimiz’le konuştu. Sonra çıktı ve:

«–Arzunu Efendimiz’e ulaştırdım, ancak bir molekül söylemediler» dedi.

Oradan ayrıldım, Mescid’da Minber’mağara yanındaki topluluğun yanına oturdum. Sonra yine duramadım, hizmetçinin yanına geldim. Geçmiş sözlerini tıpı tıpına gene etti. Ben yeniden Minber’in yanındaki topluluğun yanına oturdum. Sonra tekrar vicdanımda hissettiğim molekül bana çoğul çaldı. Esasen hizmetçinin yanına gelip:

«–Ömer üzere izin isteyiver!» dedim.

Ahretlik geçmiş sözünü gene etti. Ego birlikte döndüm, giderken baktım, beslek beni çağırıyor:

«–Rasûlullah (s.a.v) sana izin verdi» dedi.

Bunun üstüne varlık-u âlîlerine girdim. Baktım kim, Rasûlullah (s.a.v) aynı hasır üstüne yatmışlar, bereketli vücutlarıyla hasır arasında bir yatak bulunmayan, hasırın örgüleri vücutlarına yapışkan yapmış! Hurma lifiyle doldurulmuş deriden tıpkısı yastığa yaslanmışlardı. Kendilerine selâm verdi. Bilahare ayakta:

«–Hanımlarınızı boşadınız mı?» dedim. Bereketli gözlerini bana akıllıcasına kaldırarak:

«–Faydalı» buyurdular.

Sonraları ego yeniden ayakta, kendilerine yaklaşıp gönüllerine küşayiş vermeye tedbir mâhiyetinde:

«–Yâ Rasûlallah! Başıma gelenleri tıpkı bilseydin! Tığ Kureyş topluluğu kadınlara gâliptik. Sonra anca tıpkısı kavmin yanına geldik ki, kadınları onlara çokluk çalıyor» diye niteleyerek hanımımla aramdaki hâdiseyi anlattım.

Ego bunu söyleyince Rasûlullah (s.a.v) tebessüm ettiler. Sonradan ben şöyle dedim:

«–Yâ Rasûlallah! Hafsa’nın yanına girdiğimi benzeri görseydin! Ona; “Sakın arkadaşının Efendimiz’e senden elan fena hâlde ve daha canan olması seni aldatmasın!” dedim.»

Rasûlullah (s.a.v) bire bir henüz gülücük ettiler. Efendimiz’mağara gülümseme ettiklerini görünce lahzada oturdum ve gözümü kaldırıp odasının içine baktım. Tallahi içerde tabaklanmayı muntazır üç hayvan derisinden ayrıksı bedel verilecek hiçbir kayıt yoktu. Bunun üstüne:

«–Yâ Rasûlallah! Allah Teâlâ’evet duâ etseniz de ümmetinize bildirme verse! Zira Allah’a ibâdet etmedikleri hâlde Farslara ve Romalılar’a bildirme bırakılmış, kendilerine takatli çokça para dürü edilmiştir» dedim.

Bunu söyleyince Rasûlullah (s.a.v) yaslanmış oldukları yerden doğruldular ve:

«–Sen kuruntu ortamında misin ulan Hattâb oğlu?! Onlar karşılıkları ve nasipleri acun hayâtında önceden verilip geçiştirilen insanlardır» buyurdular. Ego bile:

«–Yâ Rasûlallah, benim üzere istiğfar ediverin!» dedim.

İşte Hafsa, Âişe’ye Efendimiz’mağara sırrını açıkladığı ant, Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) hanımlarından ayrılıp inzivaya çekilmişlerdi. (Çünkü hanımlarını hoşnut etmek için Rasûlullah (s.a.v) helâl olan bire bir şeyi kendilerine yasaklamış, Cenâb-ı Hak dahi; «Tanrı’ın sana helâl kıldığı şeyi niye haram kılıyorsun?» diye niteleyerek itâbda bulunmuş, onu azarlamıştı.2) Cenâb-ı Türe itâbda bulununca Rasûlullah (s.a.v) haddinden fazla üzüldüler, hanımlarına akıbet rütbe kırılıp küstüler ve: «Tıpkısı ay yanlarına girmeyeceğim!» buyurdular. Yirmi dokuz dönem geçince Rasûlullah (s.a.v) Hz. Âişe’nin yanına girdiler ve görüşmeye onunla başladılar. Âişe (r.a):

«–Yâ Rasûlallah! Siz bizim yanımıza tıpkı kamer girmemeye yemîn etmiştiniz. Meğer tığ yirmi dokuzuncu gecenin sabahındayız. Ego bu günleri bir tane bir tane sayıyorum?» dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v):

«–Ay arada bir yirmi dokuz tamam, işte bu kamer bile yirmi dokuz oldu» buyurdular.”

Hz. Âişe dedi kim:

“Müteakiben muhayyer kılma âyeti3 indirildi. Rasûlullah (s.a.v) ilk olarak benimle başladılar ve şöyle buyurdular:

«–Sana bire bir durumdan bahsedeceğim. Yanıt hususunda tez etme! Esas babanla danışma yazar bilahare karar ver!»

Âişe (r.a):

«–Banko biliyorum ki, annem babam Siz’den ayrılmamı istemezler!» dedi.

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdular:

«–Tanrı Teâlâ şöyle buyurdu: “Ülen Nebî, zevcelerine şurası söyle: Şayet siz dünyâ hayâtını ve onun zînetini istiyorsanız kadın size boşama bedellerinizi vereyim hepinizi iyilikle salıvereyim. Namevcut, eğer Cenabıhak’ı, Rasülü’cıbıldak ve âhiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki Allah içinizden domuzuna akım edenlere takatli balaban aynı mükâfat hazırlamıştır.” (ahali-Ahzâb, 28-29)»

Ben da:

«–Ben bunun karşı mı ebeveynime danışacağım? Ego tabiatıyla Tanrı’ı, Rasûlü’cıbıldak ve âhiret yurdunu isterim!» dedim.”

Sonradan Rasûlullah (s.a.v) hep kadınlarını böyle muhayyer kıldılar; onlar birlikte hep Hz. Âişe’nin dediği kadar söylediler. (Buhârî, Mezâlim, 25, Nikâh, 83; Müslüman, Talâk, 34)

1 vücut-Tahrîm, 4.

2 ten-Tahrîm, 1-4.

3 ahali-Ahzâb, 28-29.

Kök: Dr. Gaye Kaya, Mescid-i Nebevi’den 111 Yadigâr, Erkam Yayınları

Peygamberimizin Ayrımsız Ay Hanımlarından Uzak Kalması

Yoruma kapalı.