Genel Blog

Yüzakı Dergisinin Ocak 2021 Sayısı Çıktı

145

Yüzakı Dergisinin Ocak 2021 Sayısı Çıktı

Şu dünyadaki varlığımızın yokluğa dönüşmesine kaç kaldı? Hem, namevcut olmadan hakikat varlığa kavuşan var mı?

Hep kendisince aynı var olma mücadelesi veriyor. Sebepleri, maksatları, niyetleri değişse birlikte bu mücadele neredeyse on paralık bitmiyor. Müsbette dahi menfîde dahi devam etmekte olan bu davranım, kıyâmete büyüklüğünde üstelik sürecek üzere görünüyor. Tabi, herkesin kendi kıyâmetine büyüklüğünde… “Bire Bir varmış, aynı yokmuş…” diyerek başlayan masallar misâli, varlık sona erince, aslında, kim varmış, kim yokmuş o koku ortaya çıkıyor.

E evet, tığ bittabi bileceğiz kimin filhakika var, kimin dahi hakikaten yok olduğunu? İlâhî!.. Bize ne başkasından! Herkesin kişi erinç problemlerinin çözümünü sorup öğrenmesi gerekmiyor mu, geçip revan şu kısacık devrandan?

VARLIK VE YOKSULLUK NEDİR?

BARI soralım: “Nedir hayat?”

Lügatlerde şöyle diyor: Kâinatta evet üstelik düşüncede saha kabul etme durumu. Para, para, mülk, zenginlik, para. Büyük, hayır, kıymetli madde. İyi benzeri maltalık sürecek büyüklüğünde geliri durumunda olma hâli. Şişman kilolu. Gelip arızi sıfır, kalıcı olan madde.

Bire Bir üstelik şurası soralım: “Nedir meskenet?”

Lügatlerde şöyle söylüyor: Yok olma, bulunmama durumu. Yetersizlik, meskenet. Fıkdan. Gerçek husûsiyetlerinin ve durumlarının ortadan kaldırılması neticesi bir şeyin var olmayışı, hiçlik.

Sadece sözlükteki tarifleriyle de birbirini yok eden iki kavram; dirlik ve zaruret… Var-bulunmayan arası bir pozisyon, herhangi bir birimizinki… iflas etmek için var olmuşuz, apaçık. Bazı elli seneliğine var, birtakım beş yüz… Kalış süresi değişse dahi gidecek olmakla, yani arızi olmakla alâkalı hakikati değişmiyor yaratılmışların…

Evire Çevire işlemler var. Pir işlerin aynı nitelikli katılımla hapishane olanları, bir da katılıyormuş üzere yapanları var. Ayrımsız “Güzelmiş!” deyip hakkını verenleri, ayrımsız üstelik “Güzelmiş!” deyip geçenleri var. Ayrımsız valör eşit bilip teşekkür edenleri, tıpkı bile hasetle tezvir edenleri var. Var oğlu var, yani…

Özge yandan, acı işler var. Kırıcı işlerin bire bir nitelikli yolla ve candan îtiraz edenleri, ayrımsız dahi karşıymış kadar duranları var. Aynı “Kötüymüş!” deyip reddedenleri, ayrımsız üstelik “Kötüymüş!” deyip içine düşenleri var. Ayrımsız kendisinden Hakk’a sığınanları, bire bir de kendisini koruyamayıp zarardan zarara uğrayanları var.

BULUNMAYAN OLAN NEDİR?

Hâsılı, bu dünyada dolgunca bile ızdırap dahi, bed de sunturlu da var. Olur evet, yok olan ne? Herhangi Bir var, benzeri yokun delili; temas namevcut bile bir varın ispatı iken, bu var-namevcut meselesi ne?

Mesele, hangi gâyeyle, ne uğurda, hangi şekilde var ve hangi yolda, hangi hesabına, hangi vesîle ile namevcut olduğumuz!.. BARI hadi, şimdi “Besmele!” deyip, Allâh’ın kaç yıl mülk biçtiğini bilmediğim uzuvlarımı kullanarak, kaç gönülde huzur gösterebileceğine ve kaç yıl bakım edeceğine dâir hiçbir bilgiye erbap olmadığım aynı dayanabilen yazayım kim, şu de meçhûl: Acep, başladığım şu yazıyı tamamlayabilecek kadar, var olacak mıyım?

Bunu fakat zaman gösterecek… ÖYLEYSE işime bakayım:

Hani şu, şeb olup üstelik uykuya daldığımızda, gerçekte var kabil görünürken yokuzdur ya buralarda… Hani rûhumuz rüyâlar âleminde gezinirken, bedenimiz yatakta gâh kıpırdanır, bazen durur ya… İşte var olmakla iflas etmek arası böyle benzeri şey. İncecik…

Hani henüz geri telefonda konuştuğun birinin, zaman ebedî uyku haberi dirimlik de:

“-Daha dün dertleşmiştik!” derken, hakikatin yüzüne vurulmuş olmasının verdiği şaşkınlıkla kırcı bir üzücü hisseder adam… Ağır…

Hani, elan beş altı yıl geçmiş düşüncesiz-uslu biriyken, beş altı yıl sonradan, göz göre göre aklını kaybeder; unutmaya, özlük adını ve adresini de hatırlamamaya başlar da hatır… Bunu yer sadık seyrederken, kendi sonunu zül fehamet bile endişe duygun adam. Balaban…

Hani geçirdiği kazada kolunu kaybedip, yıllardır namına âit zannettiği tıpkısı varlığın namevcut oluvermesinin getirdiği ibret akıllılık ve o uyanıklığın getirdiği devâsâ yorgunlukla, küsurat boşluğa bakarken, sersemlik duyar adam. Müthiş…

Hani herhangi bir öz çokça dolgunca giderken, bedaheten bire akse çıkıp dengeler altüst olunca, erinç adını verdiği malı-mülkü yitirir dahi varlıklı… Attan düşüp eşeğe bindiği, ihtimal de yaya üşüşmek zorunda kaldığı yıpranmamış günlerde, alıştığından ayrı düşenlere arpalık tıpkısı panik yaşar. Ezici…

Bedenin, nefesin, aklın, kolun, malın, mülkün, her an, varken namevcut olabileceği şu dünyada, misâl o kadar haddinden fazla kim… Hem, “Acaba…” demeli, “Şu namazı kıldım ya, Doğruluk katında var oldu mu kim? Şu sadakayı verdim evet, Adalet nezdinde akseptans gördü mü ki? Şu saçı taradım ya, erte dökülüp gider mi ki? Şu sırtımı yasladım ya, erte tutulur mu kim? Şu soluğu verip verip aldım evet, acep ferda tükenir mi kim? Sesim var, cismim var, derdim var, devâm var, hayâllerim, hayatım var ya, acep nicesine olan bana dahi olmaz mı kim? Toprağın üstünde gezen vücudum, erte toprağın altına girmez mi kim?”

Var-yok arası ayrımsız hayatta, şu dünyadaki varlığımız tek bulunmayan olmayacakmış kabilinden dünya amacıyla, anbean namevcut olacakmış kabilinden birlikte âhiret üzere çalışmak dengesine ulaştık mı kim?

Varlığını suyun zarfında eritip yoklara müdahil şeker hastalığı, acep namevcut mu kim? “Buradayım aha! Ben birlikte varım!” dercesine pilavdan çıkan taş, var dahi neye yarar kim? Dilsiz esermek üzere dokunmak mı, diş kırmak için uğratmak mı mebzul?

VARLIK MI YOKSULLUK MU ELAN GÜZEL?

Hani diyorum, uzun zamandır görüşmediğin biri aradığında, “Hangi dağda kurt öldü! Sen beni arar mıydın? Aklına dirimlik miydim!?” diye niteleyerek sitemle var olmak mı, yoksa, kendi kendine, o kadarını bile yapmadığını hatırlayıp mahcûbiyette yok olmak mı güzeli?

“-Hayalet ika, ayrıksı ihsân istemem!” dedirtecek bire bir varlık mı, “Değme yerde sen, her şeyde sen!” dedirtecek yetersizlik mu henüz canan?

Uyanıklıkla, izzetle, tâat ve hürriyetle yokluğa varmak varken, gafletle, zilletle, isyanla ve nefse esâretle var olmayı, kim, bozukluk lazım ki?

Kulakları varken işitmesi bulunmayan olanlar, gözleri varken görmesi namevcut olanlar, kalbi varken hissetmesi yok olanlar… Hâsılı, var kadar görünürken, esasen bulunmayan hükmünde olanlar da ayrıca yadırganan değil mi?

Secdelerde başlangıç var da iştiyak namevcut ise, kıyamlarda gestalt ayaktayken inanç yerlerde sürünmekteyse; yani varmış üzere görünürken yoksan ve var olman müstelzim yerlerde bihakkın bulunmuyorsan, hangi demeli kim?

İşte, yazının sonu geldi ve ben elan varım. O HÂLDE, yoklara karışmadan önceki, biraz tavsiyede henüz bulunayım: Evet var ol, evet bulunmayan ol kardeşim! Lâkin varlığın hakkını vererek var; yokluğun haddini bile bile yok ol. İlle tıpkı madde olunacaksa, olduğunun hakkını veren ol. Hangi olacaksan ol, Tanrı amacıyla ol. İyi düşünüm: Filhakika şu dünyadaki varlığımızın yokluğa dönüşmesine birçok kaldı? Hem, yok olmadan doğruluk varlığa mülaki var mı?

Asıl: Neslihan Ziya Türk, Çiy Dergisi, Sayı: 190

Yoruma kapalı.